Bir ay kadar evvel Çankaya ile hükümet arasında KHK''nın bir tenis topu gibi gidip geldiği günlerdi. Topu bir raket darbesiyle iade eden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer''e hükümet cenahından tasvibi mümkün olmayan eleştiriler geliyordu. Aleyhte konuşanlardan biri de Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk olmuştu. Haber kaynağı, Türk''ün cumhurbaşkanını kastederek "kendini hâlâ Anayasa mahkemesi başkanı sanıyor!" dediğini verdi. Bunun üzerine haberi takip eden günkü makalemizde bu ifadeyi kınamıştık. Dediğimiz şuydu: -Hikmet Sami Türk gibi efendi bir insanın böyle bir konuşma yapması sakil düşmüştür... Üstelik İstanbul dışında olduğumuz bir zamanda sayın Bakan bizi buldu ve büyük bir nezaketle ifadenin kendisine ait olmadığını söyledi. "Bakanlar kurulu toplantısından sonra prensip olarak konuşmam" diyordu.
Belki de haber kaynağı, bakan ismini karıştırmıştı. Hemen düzeltme teklifinde bulunduk. İhtiyaç duymadı; doğruyu bilmemizi yeterli görmüştü. Adalet Bakanı, kabinenin en iyilerinden. En büyük takdiri de genelkurmay başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu''nun irticanın yargıya sızdığına dair iddiasına ilişkin söyledikleri ile aldı. Hakikaten öyle, bütün yargı töhmet altına kalırsa adalet çöker. Adaletin olmadığı yerde de mülk yani devlet olmaz. Türk, şimdi Kıvrıkoğlu ile Danıştay Başkanı Erol Çırakman''ın dediklerine karşı antitez anlamında daha bir açıklık getiriyor.
Bunlar bizim de öteden beri savunduğumuz doğrular. Zanlı her yerde olur. Devlette de olur. Hain bile olur. Yanlış olan genelleme yapmak veya suiistimale kapı aralamaktır. Hikmet Sami Türk''ün demek istediği de o: Söyledikleri aynen imzalanacak cinsten: -Bütün memurları irticacı gözüyle göremeyiz. Bu iddiaların somut eylemlere dayanması gereklidir. Aksi takdirde Türkiye bir MacCarthy dönemine girer. 1950''lerde Türkiye''de böyle bir komünist avı vardı. Senatör McCarty''nin bir kanunu ile yapıldı. Türkiye''de ters yönde buna benzer bir uygulama başlayabilir. ''İrticacı'' diye haksız yere memurların atılması ile karşı karşıya kalabiliriz. Dava kaybeden ihbarda bulunur. Maalesef ülkemizde bunu çok görüyorum. Bir davayı kaybeden veya bir dava hakkında istediği kararı alamayan kimse o hakim hakkında çeşitli iddialarda bulunuyor. Bu iddiaların hepsi inceleniyor. Müfettişlerimiz bir dosyayı incelemeden diğeri başlıyor. Ama çoğu zaman bunlar asılsız çıkıyor. Yargıyı bu yüzden töhmet altında bırakırsak ülke için iyi olmaz. Söylenenleri somut şeylere dayandırmak lazım. Aksi takdirde yargı bundan zarar görür. Eğer yargı tahrip edilirse ülke çok büyük zarar görür. Adalet mülkün temelidir. Hikmet Sami Türk, bunları derken irtica ile mücadele edecek kanuni düzenlemeye muhalefet etmiyor. Tersine "irtica yasaları mutlaka çıkarılacak" demekte... Bakan cadı avcılığına çıkılması ayıbını dile getirmekte. Çıkılması veya çıkılma arzusu... Böyle bir ayıp, ileride telafisi mümkün olmayan zararlar açar. İlaveten bizler mes''elenin usul hatasına da dikkat çekmiştik. Hadise TBMM''nin imzasını taşıması gerekiyordu. İşte bu sebepten dolayı... Türk''ün dile getirdiği endişeler itibariyle.
Tabiî O, Adalet Bakanı olduğu için teşkilatı ile alakalı konuşuyor. Aynı kaygılar millî eğitim, içişleri, dışişleri ve benzeri bakanlıklar için de mevcut. Aylardan beri bunlar yazılıp çizilmekte. Bakan, okuyup takip eden bir aydın. Naklettiğimiz konuşmamızda kendi ismi bir yazımızın içinde tek satır halinde geçtiği halde hemen tashih cihetine gitti. Bütün bunları alt alta koyup topladığınızda Adalet Bakanı''nın sözünü ettiğimiz şahsiyetli insanlardan olduğunu görmekteyiz. Şahsiyetli ve haysiyetli insan kim derse desin nabza şerbet vererek konuşmaz. Doğru neyse onu dile getirir.
Vesilesi zuhur etmişken bir hakkı daha teslim etmek lazım: KHK''dan dolayı her kanattan medyada da bir çok kişi taşıdıkları kalemin hakkını verdiler. Onlar da şahsiyetli. Devlette, siyasette ve medyada hâlâ sağduyulu, şahsiyetli ve haysiyetli kişiler olduğuna göre yarınların güzelliğinden ümidli olabiliriz. Onlardan biri de Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz. Enis Öksüz, THY zamlarına kızmakta haklıdır.

