Ondördüncü kere eve kapanmanın sözde isyanı yaşandı. Ve bitti. Böyle zamanlar millî karakter profilini çıkartmak noktasından iyi fırsatlardır. Bu doneler değerlendirilmeli. Her şeyden evvel şuna temas etmeliyiz. Nüfusumuz arttı. Yapılan sayımla artışımızın tesbiti yapıldı. Herhalde en az 70 milyonuz. Büyük bir rakkam. En büyük varlığımız. Kim ne derse desin çoğalmamızı engelleyici kontroller aleyhimize. Servetimiz genç nüfus. Önemli müessir gücümüz de nüfus. Nüfuzumuz, nüfusumuzla atbaşı. Keşke Türk âleminde eş zamanlı nüfus sayımı yapılabilse. Türk dünyası kaç yüz milyon, bilen var mı? Türk Cumhuriyetleri, Tataristan, Kırım gibi muhtar Cumhuriyetler, Batı Trakya gibi muhtar olmayan bölgeler ve Türklerin Rusya, Amerika gibi ekalliyet ve Almanya Avustralya gibi yabancı işçi olarak yaşadığı memleketlerle birlikte sayımız ne? Söylenenler "yaklaşık" ifadelerdir. Yaklaşık veya takribi, doğruya yakın tahminler. Doğrunun kendisi değil. Gerçi kendi ülkemizde dahi adamakıllı sayım yapılamazken ortaya koyduğumuz vizyon çok büyük ama... aksaklıklara da takılıp kalamayız.
Hakîkaten hâlâ ciddî bir kitlenin hüviyetsiz ve dolayısıyla mes''uliyetsiz olması şayanı hayret bir vak''adır. Ne askerlik ne vergi, fakat kalabalık bir aile. Var fakat yok. Yani nâmevcut. Mevcutken meçhul. İşte bu sayımla o meçhuller malûma çevrilmek isteniyor. Acaba başarılabilecek mi?
Bu itibarla "internet çağındayız, niçin bilgisayardan yararlanılmıyor!" itirazları teorik olarak doğru realite açısından fantezidir. Okuma-yazma bilmeyen, kaçak olarak hayat süren insanları bu çığlıkları atanlar da yetkili olsalar yine ayıpladıkları usullerle sayarlardı. Kendi söylemleri ile koyun gibi... İnşallah sağlıklı sonuçlar alınır da 2005''te internet devreye girer.
Bundan böyle eğitimcilerin kafa yormaları gereken süre değil dünya ile yarış problemidir. Belki bir gün gelecek ilk üç yıldan sonra okula gitme mecburiyeti bile kalkacaktır. İşte o kaba söyleyişi ile koyun gibi sayılmama da herhalde o zamanlarda yaşanır.
Henüz işin çok başında olmamıza rağmen internet dün günün yıldızıydı. Bir kısım okuyucular, elektronik ortamda her günkü gazetelerini okuyabildiler.
Eskiden sıkıyönetimli günler yaşandığında da bazen sokağa çıkamazdık. O günlerde veya böylesi seçimlerde "gazete müvezzileri" koltuklarının altından taşan gazeteleri kan-ter içinde sokak sokak dolaşarak satarlardı. Yaşlı veya genç satıcılar, pencerelerden sarkıtılan iplere bağlı sepetlere gazeteleri koyup parayı alırken aşağıdan yukarıya doğru seslenerek "bereket versin!" demeyi de ihmal etmezlerdi. Artık alış-verişlerde teşekkür etme nezaketi kalktı. Cebimizin düşmanı manyetik kartlarla birlikte en sıcak diyalog cümlesi "bereket versin" kibarlığı maziye havale edildi. Şükür ki balıkçılar, manavlar, tuhafiyeciler, taksi şoförleri...küçük esnaf denen gönlü gani meslek erbabı hâlâ var. Onlar, bir geleneği ahî ahlâkı gibi yine sürdürmekteler. 22 Ekim 2000 Pazar''ında bazı mahallelerde yine yer yer müvezzi sesleri işitildi.
Dün nüfus açısından olsun "Büyük Türkiye" düşüncesini yakalamanın zevkini yaşıyorken bir başka sevinci de hissetmek istiyorduk. Trafik kazalarında ölen-yaralanan olmayacaktı. Evet belki bazıları evde kalmanın sıkıntısını yaşamışlardı. Fakat böyle de bir faydası olacaktı. Ne yazık ki daha öğlene varmadan ölüm ve yaralanma haberleri aldık. Bir yerde caddelerin bomboş olduğunda bile trafik kazası oluyorsa orada durmak lazım. Bir anormallik mevcut. Herhalde bu sonuç ancak psikolojik tedkiklerle çözülebilir. Biz dün bir de çocuklar namına sevindik. Bazı aile reisleri, ihmal ettikleri çoluk-çocukları ile nice zaman sonra ilk defa birlikte bir gün geçirdiler.
Yasaklı gün herhalde tefekkürlere de yol açmıştır. Bir gün üstelik kendi evinde kalmaya tahammül edemeyenler hapishanelerde, hastanelerde, kimsesizler yurdunda kalanları hiç düşündüler mi acaba?
Ya Filistinli çocuklar!.. Filistinli çocuklar, vatanları için taş atıyor, fakat taş yemiyorlar. Bir gün evde kalınca açlık paniğine kapılanlar biraz da diğerkâm olmayı öğrenmeli...
Hürriyet ne kadar kıymetliymiş değil mi?
Dün bir kere daha medyatik mübalağaya şahid olduk. Memurlar 43 sual sordular ama ne vardı ki o sorularda? Eksik ve yanlışlar mevcuttu. Trilyonlar, harcanmasına rağmen nerede ise yalnızca insan sayısı öğrenilecek. Seyahat bilgileri, adli bilgiler, eğitim bilgileri, dini bilgiler, ekonomik bilgiler ve daha bir çoğu yoktu. Büyük bir istatistiki imkân heba edildi sanki...
Miroğlu Dün aynı zamanda arkadaşımız İsmet Miroğlu''nun ölüm yıldönümüydü. Üç yıl olmuş. Bizim için sanki hiç ölmedi. "Onun için üç yıl olmuş" diyoruz. Tıpkı diğer önden gidenler gibi. Hayattaki dostlarımızın kendileri ve memattaki dostlarımızın hatıraları ile iç içeyiz. Bu yüzden geçen zamanın kendini hissettirmiyor.. Kabirleri pür nur olsun...

