Siyaset, futbol, pop ve ekonomi... Türkiye gündemi, bu dört konu etrafında dönüp duruyor. Bu dörtlü, hayatımızda hak etmedikleri kadar varlar. Onlar yüzünden çok şey gözden kaçıyor, çok kimse sesini duyuramıyor. Hayat, hızlı akmakta gündem, dolu dolu, siyaset, futbol, pop ve ekonomi... Ya ötekiler? Hızlı akan hayat bunlardan mı ibaret? Değil; lakin çok kötü biçimde herkes, siyasetçi olmuş, herkes futbolcu olmuş, herkes popçu. O yüzden bir kitap, bir film, bir şiir, bir tiyatro oyunu, bir gencin başarısı yeterince alaka bulamayabiliyor. Bulsa da bir şans, bir tesadüf. Siyaset, futbol, pop ve ekonomi, kitap, kültür ve gencin önünü kesmekte. Buna her ele geçeni magazinleştirme hastalığı da eklenebilir.
Sebep ne, niçin kararınca davranılamıyor?
Belki şarklılık tarafımızın kılık değiştirerek küçük şehirli kurnazlığına dönüşmesinden, belki şehirlileşme sürecini tamamlayamamaktan, belki doğu-batı arası yerimizi sağlamca tayin edememekten, belki de dün-bugün-yarın üçlemesinde bocalamaktan. Bunlar, önemli. Dahası hayatî...ancak, hayati konular, bir araştırma görevlisinin fotokopi ile basılmış tezini veya bir sosyoloğun satmayan kitabını aşamıyor. Bu halden ne zaman kurtuluruz? Sorulması gereken budur. Zelzele ne gün olsa duracaktır. Depremzede daha rahat ortamlara kavuşacaktır, Ruslar, yakında Çeçenlere "barışalım" anlamında dil dökeceklerdir. Bunlar olacak, temel mes''eleler bir süre daha devam edecektir. O sürenin çok uzun olmadığı kanaatindeyiz. 2005''in Türkiye için dönemeç, 2010''un kurtuluş yılı olacağı kanaatindeyiz. 2010 yılı geri kalmışlıktan kurtulma yılı diye kutlanabilir. Herhalde o zaman diğer kurtuluş günlerinden kurtulmuş oluruz.
Niçin 2005 ve 2010?
Lütfen hatırlayınız; bir zamanlar bir Türk vatandaşı, ancak üç yılda bir yurt dışına çıkardı. Cebinde beş dolar bulunsa Türk Parasını Koruma Kanunu''na muhalefetten mahkemeyi boylardı. Bu vatandaşın bir paket yabancı sigara taşıması kaçakçılık sayılıyordu. Aynı vatandaşın okuduğu gazetenin mürekkebi simsiyah bir şekilde eline çıkıyordu. Eğer vatandaş, Anadolu''da oturuyorsa bu gazeteyi ya öğleden sonra veya gün aşırı okuyabiliyordu. Bu vatandaş, hâlâ "vergi diye" elini yakamızdan çekmeyen TRT nam beleşçi kurumun siyah-beyaz televizyonuna mahkûmdu. Yerli malı haftaları ile çocuklar kandırılıyordu. Liste uzayıp gidebilir, fakat lüzum yok, zaten biliniyor... Çizdiğimiz manzaradaki Türkiye, bugünlerde Demokrasi Platformları ile aslına dönüş arayışındaki ANAP''ın 1983''te iktidar olması ile sür''atle değişti. Kısa zamanda batıda olan çok şey Türkiye''ye de geldi. ''Türkiyeli'' de dünyayı tanıdı. En önemli devrimler, iliteşim alanında oldu. Gazetelerin sayfası arttı, çok kanallı tv''ler kuruldu, telefon her cebe girdi. En önemlisi bilgisayarı keşfettik. Önceki hallere sanayi devrimini kaçırmamızdan düşmüştük. Önümüzde bilgi çağı açılıyordu. Bilgi toplumu, bilgi çağına bilgisayarla girmekteydi. Turgut Özal, bilgisayar kullanmayı tavsiye etmedi, bizzat kendisi de kullandı; bunu kullanmanın ne anlama geldiğini anlattı. ''83''lerde yedi yaşlarında tahsile başlayıp, lisan öğrenen, bilgisayara hakim olan, çok kanallı tv''leri takip eden, dünyayı tanıyan gençler 2005''te yönetimde varlıklarını duyuracak, 2010''da işe el koyacaklardır. Türkiye 2005 ve 2010''da da darbe yaşayacaktır. Ama bu darbe postal darbesi değil, bilgi darbesi olacak, Türkiye, öne fırlayacaktır. AB''ye bir anlamda -diğerleri gibi- bir konfederasyon üyesi olarak girmiş Türkiye için bilgi toplumu gençleri büyük kazançtır. Sadece bizim için de değil, yaşlanmış Avrupa ve dolayısıyle dünya için de... Bunun birçok sevindirici örneğini her gün yaşamaktayız. Ne var ki siyaset, futbol, pop ve ekonomi geçit vermiyor, iyi haber haber olmuyor. Olsa da ya son saatlerde, ya son sayfalarda veya ilavelerde bahsediliyor. Bakınız, dünya bilgisayar imparatorluğu Microsoft''un önümüzdeki asır için geliştirdiği "Windows 2000" ismindeki yeni işlem programını test eden ekibe Murat da alınmış... Murat kim? Murat, bizim Murat; Murat Muradoğlu. Bir kolejin dokuzuncu sınıfında okuyor, 13 yaşında. 13 yaşında çok genç bir evladımız. Dünya devi bir şirket tarafından "yer yüzünün en genç sistem mühendisi" îlân edilerek risk ve hata payı araştırma ekibinde görevlendiriliyor. O, evinden bu payeye kavuşurken belki en yakınlarının dahi haberi yoktu.
Sınırlar aradan kalktı, dünya küçüldü, siyaseten AB''ye girerken gerçekte dünya bilgi toplumunun üyesi olmaktayız. Bir taraftan bunları yaşıyor, diğer taraftan TCK''nın demode 312. maddesi ile Hasan Celal Güzel gibi fikir üreten aydınların düşünce suçundan dolayı hapse konulduğuna şahîd oluyoruz.
Türkiye''nin bir liberal bir de tutucu tarafı var.

