Kaydet
a- | +A

Ömer Faruk, Vakıf Gureba Hastanesindeki muayeneden çıkıp, Fatih Emniyet durağından metroya bindi.
Akşam saatiydi ve beklediği gibi vagonlar ana baba günüydü.

*****

Üçüncü metroya ancak binebildi. Elbette ayakta ve elbette kaşık gibi iç içe geçmiş insanlar arasında…
Sürüne sürüne ortalarda bir yere geldiğinde, inanılmaz bir şey oldu.
Metro, Sağmalcılar durağında yavaşladığında, tam önündeki iki koltuğun pencere kenarındakinde oturan kadın ayaklandı.
Ömer Faruk dizlerinden rahatsız olduğu için, sağına soluna bakmadan, boş kalan yere hamle etti.
Salon tarafında oturan kadının dizlerini biraz sağa doğru çevirmesiyle oluşan hayati boşluktan inecek olan kadın çıktı, Ömer Faruk girdi.
Bu oturuş, üniversite sınavında istediğin yeri kazanma haberinden biraz daha sevindiriciydi.

*****

Ömer Faruk’un koltuk komşusu olan sağındaki kadının kucağında beş yaşlarında bir kız çocuğu uyuyordu. Annesinin bu inene binene yol verme hareketliliği sırasında uyandı, zor sığdığı kucaktan kayarak yere indi.
Şampuan reklamlarında oynayacak kadar güzeldi.
Sarı saçları, çimen gözleri, tombul yanakları, güzel ve güleç yüzüyle her görenin “maşallah” demesi gereken bir çocuktu.

*****

Ömer Faruk, kendisine bakan cici kıza doğru başparmağını içe kıvırıp dört parmağını açarak dedi ki:
- Bana dört şans ver. İsmini tahmin edeceğim.
Çocuk kafasını kaldırıp annesine baktı.
Ömer Faruk sol eliyle sağ el işaret parmağına dokundu:
- Biir: Ayça.
Küçük kız tebessüm ederek kafasını iki yana salladı.
Faruk kızın oyuna katılmasından memnun, orta parmağını gösterdi:
- İkii: Ecem.
Çocuk az önceki filmi başa almış gibi, yine tebessüm edip yine kafasını “hayır” anlamında sağa sola salladı.
Ömer Faruk yüzük parmağını tuttu:
- Üüüç: İlkim.
Kız bu defa dişlerini gösterecek kadar güldü ve:
- Hayııır, dedi.
Ömer Faruk, ayıp olur diye hemen solundaki anneye bakmak istemiyordu. Ama acaba bir yabancının kızı ile oynamasından memnun mu diye kafasını sağa çevirdi, kaçamak bir bakış attı. Kadının boynunda yünden örülmüş kalın bir kaşkol vardı ve neredeyse yanağının tamamını kapattığı için yüzünü göremedi.
Tekrar küçük kıza döndü, serçe parmağını gösterdi:
- Ve son tahmin: Beyza.
Şeker şey yine neşeyle kafa salladı:
- Hayır, Ayşe.
Ömer Faruk şaşkınlığını biraz abartarak, sağ eli ile ağzını kapatıp gözlerini hayretle açar gibi yaptı:
- Aaaa; Ayşe… Çok memnun oldum Ayşe. İsmin çok güzelmiş. Sana bu ismi verene teşekkür et, tamam mı?
Çocuk yine kafasını yukarı kaldırdı:
- Annem vermiş.
Bu sırada metro Bahçelievler’e yaklaşınca Ömer Faruk ayağa kalktı; yine kadının dizlerini kıvırarak açtığı yoldan ilerleyip durağa indi.

*****

Ömer Faruk merdivenleri inerken, yirmi dakika boyunca öz yeğeniyle konuştuğunu bilmiyordu.
Yaklaşık altı sene önce kız kardeşi bir akşam eve geldiğinde:
- Sancar ile evlenmeye karar verdik, demişti.
Bu cümle Çerezcilerin evine kor gibi düşmüştü. Zaman içinde baba ile anne çaresiz razı olmuş ama Ömer Faruk o evlilikten sonra altı yıldır kardeşiyle irtibatı tamamen kesmişti.
Çünkü hukuk fakültesinden arkadaşı olan Sancar, tanıdığı en hovarda gençlerden biriydi.

ÖNE ÇIKANLAR