İstanbul için tatil planı yaparken Topkapı Sarayı, Galata Kulesi, Kariye Camii, Ayasofya’dan sonra bir yeri daha işaretlemeniz gerekir bence:
Devletin sağlıktaki büyük heybeti Çam ve Sakura Şehir Hastanesi.
Henüz gitmemiş olanlar için anlatıyorum.
Birbirine paralel iki İstiklal Caddesi, sayısız sokak, her çeşit alışveriş dükkânı, restoranlar, marketler, pastaneler…
Yani apayrı bir dünya.
Elbette bu büyük dünya içinde bazı küçük odunlar da var ama önemli değil.
Bir de nedense doktorlar görevleri asistanlara bırakmış. Altı aydır gidiyorum, bu devasa sağlık sarayı içinde henüz doktorla muhatap olamadım. Yani hastanede her şey görüyorsunuz, doktor göremiyorsunuz.
*****
19 Ağustos günüydü.
Dükkâna gelen yaşlı bir hanım ile antika kılıcın fiyatında anlaşamadık. Kadın, dünyanın en ünlü Şam çeliği kılıcına, nalburdaki bıçak fiyatı verdi.
Emekli binbaşı kocasının kılıç koleksiyonu varmış da ona doğum günü hediyesi olarak alacakmış.
Vermedim tabii.
Neyse, antika kadın, antika dükkânımızın kapısından çıkarken telefonum çaldı.
Kayıtsız numaraları açmıyorum ama önemli bir konu olacağı içime doğdu sanki, açtım.
- Beşir Yazıcı?
- Benim efendim.
Sert ve buyurgan bir kadın sesiydi.
- Ben Çam Sakura’dan Asistan Nilay… Dün endokrinde eşinizin randevusu vardı, niye gelmediniz? Bizim mi sizi aramamız lazım? Bu ne ihmalkârlık? Biz sürekli sizi bekleyen, emre amade görevliler miyiz? Dostinex’in, emarın, EKG’nin, kan tahlillerinin sonuçlarını değerlendirmek üzere size üç ay önce gün vermiştim. O randevu dündü. Ben mi takip edeceğim? Ne ara bu kadar vurdumduymaz olduk ya?
Cevabımı beklemeden telefonu yüzüme kapattı.
“Eşim iki hafta önce vefat etti” diyemedim bile.

