Kaydet
a- | +A

Yunus Amca, Almanya’daki elli yıllık öğretmenlik mesleğinden emekli olunca, Türkiye’ye kesin dönüş yaptı.

Yarım asrın sonunda öğretmenlik ona Witten’de bir ev, İstanbul’da bir daire ve Kumburgaz’da bir çiftlik kazandırmıştı.

Hanımı ile birlikte İstanbul Fatih’teki evlerinde, ömürlerinin son bölümünü, dinlerini yaşamaya adamışlardı.

Almanya’da kendilerini manevi bakımdan hep eksik hissetmişlerdi. Şimdi tamamlama zamanıydı.

Tek kızları Beyza, Almanya’daki dairede tek başına kalıyor, Bochum Ruhr Üniversitesinde dinler tarihi bölümünü bitirmeye çalışıyordu.

*****

Beyza bir cuma günü telefonda baba ve annesini şoke etti:

- Baba, yarın erkek arkadaşım Jürgen ile İstanbul’a geliyoruz.

- Jürgen kim kızım???

- Dedim ya baba, mein freund, erkek arkadaşım

Tam da o günlerde, yeni tanıştığı ilmihal kitabını “su içer gibi” okuyan babanın zihninde şu cümle belirdi:

JÜRGEN
Başlık ResmiJÜRGEN

*****

Biliyorsun değerli okuyucu; evlilik, doğum ile ölüm arasındaki en önemli kavşak. Sadece iki kişinin değil, birçok insanın hayatını derinden etkileyen bir karar.

*****

Baba ile anne ertesi gün, geri geri çeken ayaklarıyla ve korku dolu yürekleriyle Kumburgaz’a gitti.

Çiftliğe “göz kulak olması” için her gittiklerinde harçlık verdikleri köylü kadın, Beyza ile Alman arkadaşının sabah geldiğini ve at binmek için Çorlu’ya doğru bir çiftliğe gittiklerini söyledi.

*****

İkindi vakti, baba ile anne asık bir suratla verandada otururken, ufukta iki atlı belirdi.

Biraz yaklaştıklarında kızları Beyza’yı tanıdılar.

Biniciliğe meraklı güzel kızları, tebessümle sarışın erkek arkadaşına bir şeyler söylüyor, çiftliği işaret ediyordu.

Yetmişli yaşlardaki iki ihtiyar, Beyza’nın anne ve babası, yorgun dizlerinin üzerinde zorlanarak ayağa kalktılar.

İki genç çiftliğin önüne geldi. Çevik hareketlerle atlardan atlayıp, iki asil hayvanı köylü kadına teslim ettiler.

Kadın gemlerinden çekiştirdiği atları arkaya götürdü.

JÜRGEN
Başlık ResmiJÜRGEN

*****

Beyza iki elini anne ile babasının omuzlarına koyup hafifçe itekledi:

- Buyurun efendim, içeri geçelim.

Kızlarına küsmüş olan anne ve baba, Alman gencin yüzüne bakmadan içeri girdiler. Delikanlı da güleç bir yüzle arkalarından geldi.

İki ihtiyar, ağızları kilitlenmiş gibi, Beyza’nın konuşmasını beklediler.

Baba ile anne bir kanepede, Beyza ile Jürgen karşılarındaki divanda oturdu.

Kulakları sağır eden bir sessizlik oldu.

Sonra Beyza tebessümle konuştu:

- Eveeet, beğendiniz mi damadınızı? Ne düşünüyorsunuz?

Baba üzüntü ile kafasını kaldırdı:

- Yaptığın edepsizlik yetmedi mi kızım? Daha vuracak mısın?

- Estağfirullah baba, o nasıl söz?

Yunus Amca, Alman gencin Türkçe bilmediğini düşünerek, kaşlarını çatıp, kafasını sağa doğru büktü:

- Bu ne kızım? Nedir bu?

Yunus Amca “kızım” derken ağzında kıl varmış gibi tiksindi.

Beyza bu kötü durumdan zevk alır gibiydi.

Erkek arkadaşı iki elini havaya kaldırdı:

- Bu kadar yeter Beyza… (Yunus Amcaya döndü). Jürgen değil Gürgen efendim. Erzurum Şenkayalıyım.

Baba ile annenin, şaşkınlıktan ağızları hafif aralandı, gözleri büyüdü.

Beyza gülerek devreye girdi:

- Gürgen’e şart koştum. Nikah olmadan yan yana yürümemiz bile söz konusu değil dedim. Kabul etti. Köln Camiinde nikahımızı kıydırdık. Düğün için de size geldik; eğer uygun bulursanız burada yapmak istiyoruz. Senin yetiştirdiğin kız Allah’ın izniyle öyle büyük hata yapmaz baba. (Dişleri görünecek kadar güldü.) Ama şaka yapar.

ÖNE ÇIKANLAR