Müslümanlar, kurdukları medeniyetlerle insanlara değer verip, kalpleri fethetmiş, adalet ve merhametin en güzel örneklerini sunmuşlardır.
Tarih boyunca birçok devlet, güçle, zulümle hükmetmeye çalışırken, İslamiyet, kurduğu medeniyetlerle insanlara değer verip, kalpleri fethetmiş, adalet ve merhametin en güzel örneklerini sunmuştur. Bu örnekler tarih ve hatıra kitaplarında yazılıdır. Bunlardan bazısı şöyledir:
Hazreti Ömer (radıyallahü anh) Kudüs'ü fethedip Bizans'ın zulmüne son verince, Kudüs halkına bir eman, güven mektubu verdi. Eman mektubunun bir bölümü şöyledir:
"İslam dinine girmeleri için kendilerine karşı hiçbir zor kullanılmayacak, hiçbir Müslümandan en ufak bir zarar bile görmeyecekler. Eğer kendiliklerinden memleketten çıkıp gitmek isterlerse, varacakları yere kadar canları, malları ve ırzları üzerine eman verilecektir. Eğer burada kalmak isterlerse tamamen teminat altında olacaklar."
Kudüs halkı böylece kendi devletleri olan Bizans'ın ağır vergi ve işkencelerinden, eziyet ve cefalarından ve zulümlerinden kurtuldular. Çok kısa bir zamanda, İslamiyet'in insanları dünya ve ahiret saadetine kavuşturan bir din olduğunu anladılar. Bölük bölük, mahalle mahalle İslamiyet'i kabul ettiler.
Yine 1893-1898 seneleri arasında İstanbul’da İngiltere elçiliği birinci kâtibi olan Sir Charles Eliot (Turkey in Europe=Avrupa’da Türkiye) adlı eserinde şöyle demektedir:
"Müslümanlıkta vatandaşların hukuku gözetildiği gibi, yabancıların hukuku da gözetilmektedir. İslamiyet’in insana verdiği önem çok büyüktür. Mesela, İslamiyet’e inananların en güzel örneklerinden biri Türk askeridir. Diğer milletlerde böyle bir asker hemen hemen yoktur. Türk askerinin disiplini, âmirlerine itaat etmesi, cesareti, onun Müslüman oluşundan ileri gelmektedir."
İtalyan asıllı Fransız devlet adamı Henri A. Ubicini, senelerce Türkiye’de kalmış olup, (La Turquie Actuelle=Bugünkü Türkiye) eserinde şöyle demektedir:
"Türklere ve Müslümanlara barbar diyen Avrupalı, onlardan misafirperverlik ve insanlık dersi aldı. 16. asırda yaşamış olan bir yazar, 'Ne gariptir, ben İslam ülkelerini gezdim. Barbar dediğimiz Müslümanların şehirlerinde ne kaba kuvvet ne de cinayet gördüm. Herkesin hakkına saygı gösteriyorlar. Gariplere yardımcı oluyorlar. Büyük küçük, Hristiyan, Yahudi veya Müslüman, hatta dinsiz olsun, aynı adaleti ve merhameti buluyor' demektedir. Ben de ona katılıyorum."
Yine, İstanbul’da yaşamış Bayan Georgina Max Müller’in (Letters from Constantinople=İstanbul’dan Mektuplar) eserinde şöyle yazılıdır:
"Mektepte okurken, bize Müslümanların vahşi, hele Türklerin büsbütün gaddar olduğu öğretilmişti. Hâlbuki İstanbul’a geldiğimizde Müslümanları son derece nazik, son derece kibar, son derece medenî kimseler olarak gördük. Başka bir dinden olmamız, onların üzerinde hiçbir zaman, fena bir tesir yapmadı..."
Dünyanın neresinde olursa olsun zulüm altında inleyen, çaresizlikten şaşırıp kalan, sözleriyle ve hâlleriyle, bizi kim kurtaracak diye haykıran insanlar, İslamiyet'in adaletini, merhametini aramaktadırlar. İnsanlık aslında İslamiyet'i aramaktadır. Fakat farkına varabildiği ve varamadığı birçok engel buna mâni olmaktadır. Bu sayısız engeller sebebiyle aradığı bu nimete kavuşamamanın acısını, ızdırabını çekmektedir. Onları buna kavuşturmak için çalışanlar en bahtiyar kimselerdir.

