Kaydet
a- | +A

Hadîs-i şerifte buyuruldu ki: “İki büyük nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmez: Sağlık ve boş vakit.”

Dünya hayatı çok kısadır. Âhirette kavuşulacak ebedî nimetler, bu kısa hayatta yapılan çalışmalara bağlıdır. Hadîs-i şerifte, “Dünya âhiretin tarlasıdır” (Buhârî) buyurulmuştur. İnsan burada ne ekerse âhirette onu biçecektir.

İnsanın ömrü çok kıymetli bir sermayedir. Bu sebeple “Vakit nakittir” denilmiştir. Nakit nasıl hesapsız ve gelişigüzel harcanınca tükenirse, faydasız şeylerle geçirilen ömür de zâyi olur. Hâlbuki dünyanın her ânı çok kıymetlidir. Yolda, evde, işte ve her fırsatta Rabbini anmalı. Burada söylenen bir kelime-i tevhid, bir “Allah” ism-i şerifi, getirilen bir salevat veya yapılan samimi bir tövbe kıyamet günü amellerin tartıldığı terazide sevap tarafının ağır gelmesine sebep olabilir.

Hadîs-i şerifte buyuruldu ki: “Beş şey gelmeden önce şu beş şeyin kıymetini bilin: İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin, fakirlikten önce zenginliğin, ölmeden önce hayatın kıymetini bilin.” [Hakim]

Dünyada yapılan her işin, her nefesin hesabı ahirette sorulacaktır. Nitekim hadîs-i şerifte buyuruldu ki: “Kıyamette insan; ömrünü nerede tükettiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından ve ilmiyle amel edip etmediğinden sorguya çekilecektir.” [Tirmizi]

İmam-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: “Biz kuluz. Sahibimizin emrindeyiz. Başıboş değiliz. Her istediğimizi yapmaya serbest değiliz. Gençlik çağı kazanç zamanıdır. Mert olan, bu vaktin kıymetini bilip elden kaçırmaz. İhtiyarlık herkese nasip olmaz. Nasip olsa da rahat ve elverişli vakit ele geçmez. Vakit bulunsa bile, kuvvetsizlik ve hâlsizlik zamanında yararlı iş yapılamaz. Bugün fırsat elde iken, güç ve kuvvet yerinde iken; hangi özürle bugünün işi yarına bırakılabilir?”

Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri buyurdu ki: “Dünyanın bir saati, kıyametin bin senesinden daha kıymetlidir. Çünkü bu bir saatte salih ve makbul bir amel işlenebilir, o bin senede ise bir şey yapılamaz.”

Hikmet ehli bir zât da şöyle buyurmuştur: “Geçen zaman geri gelmez. Âhirette her nefesten hesaba çekileceksiniz. İnsanın ömrü üç gündür: Dün, bugün ve yarın... Dün geçti ve geri gelmeyecektir. Yarın ise belli değildir. İnsanın elinde yalnız bugün vardır. Bugünü değerlendiremeyen, yarını nasıl değerlendirebilir?”

Fahreddin Râzî hazretleri, bir buz satıcısının güneş altında eriyen buzlarını göstererek: “Sermayesi eriyip giden bu adama merhamet edin!” diye bağırmasını işitince, vaktin kıymetini bir buz satıcısının feryadıyla anladığını söylemiştir. Bu söz ona, insan ömrünün de güneş altındaki buz gibi her saniye eriyip gittiğini düşündürmüştür.

Sadî-i Şirâzî hazretleri de “Ömür, temmuz güneşi altındaki kar gibidir” demiştir.

İnsan; ömür nimetinin kıymetini bilmeli, ebedî saadetinin de ebedî felaketinin de dünya hayatının güzel geçip geçmemesine bağlı olduğunu unutmamalıdır.

Salim Köklü'nün önceki yazıları...