İnsan, geçici olanın peşinde ömür tüketirken ebedî olanı unutursa, kazandığını zannettiği her şey, aslında en büyük kaybı olur.
Dünyadaki bütün insanlar mesut, mutlu olmak ister. Fakat, mesut olan, pek azdır. Neden bu böyledir? Çünkü, saadetin, mutluluğun neden ibaret olduğu bilinmiyor. Asıl iş, saadetin ne olduğunu bilmektedir. Saadet, yalnız dünya saadetinden ibaret değildir. Aksine, asıl saadet ahiret saadetini elde etmektir.
Ahiret saadeti nasıl elde edilir? Ahiret saadetine kavuşmak için, Allahü teâlânın emirlerine ve Peygamber Efendimizin sünnetine yani İslamiyet’e uymak gerekir. Allahü teâlânın emirleri arasında: Öldükten sonra tekrar dirilmek, yani âhirete inanmak da vardır. Cenâb-ı Hak âhiretin nihayetsiz olduğunu (ebedî olduğunu) bize bildiriyor. Dünya hayatı ise, sayılı günlerden ibarettir.
O hâlde, saadet iki başlı demektir. Biri ahiret saadeti, öteki dünya saadeti. Bu iki saadetten hangisi önemlidir? Bunu akıl ve idrak sâhibi insanlar kolaylıkla anlayabilir. Aklımız ve idrakimiz ahiret hayatının, dünya hayatı ile mukayese edilemeyecek kadar önemli olduğunu bize gösterir. Buna rağmen, insanların dünya için gösterdikleri gayret ve çalışmaların onda birini bile ahiret için göstermedikleri meydandadır. Bunun akıbetinin ne kadar acı ve ne kadar korkunç olduğuna acaba inanmıyor muyuz? İnanmıyorsak, kurtuluş ümidi yoktur. Allahü teâlâya inanmayanların yeri ebedî olarak Cehennemde yanmaktır. Eğer inanıyorsak, Allahü teâlânın emirlerini yapmamak bir gaflet (bir nevi uyku) ve bir dalâlettir. Bu uykudan uyanamamak çok büyük zararlara sebep olacaktır.
Dünya saadeti için söz söyleyenler, kitap yazanlar ve bunu dikkatle okuyanlar, dinleyenler çoktur. Ahiret saadetine gelince: Buna dair Cenâb-ı Hak’ın kitabı (Kur’ân-ı kerîm) ve Peygamberimizin sözleri (hadîs-i şerîfler) ve din âlimlerinin binlerce kitapları vardır. Fakat, bugün artık bunları okuyan, bunları söyleyen, söyleyenleri ve yazanları dinleyen az insan kalmıştır. Çok ehemmiyetli olan ahiret saadeti âdeta unutulmuş, sanki böyle bir şey yokmuş gibi bir gaflet içinde bulunmaktayız. Bu ise, felâketin en tehlikelisi ve âkıbetlerin en korkuncudur.
İşte bu yazılanlardan maksat, insanların bu korkunç felaketten kurtulmalarına yardımcı olmaktır. Yani onların Cehennem denen büyük ateşten korunmalarına vesile olmaktır. İnsanlar, idrakleri ve anlayışları nispetinde, bu yazılardan hisse alacaklardır. Cenâb-ı Hak hepimizi hakikati iyice anlayanlardan ve bu anlayışa göre hareket edenlerden eylesin! Âmin.
Akıl ve idrak sâhibi olan kimse, geçici olanı ebedî olana tercih etmez. O hâlde, henüz fırsat varken gafletten uyanmak, Allahü teâlânın emirlerine sarılmak lâzımdır. Yarın çok geç olabilir; asıl kazanç, bu gerçeği bugün anlayıp ona göre yaşamaktır.

