Kaydet
a- | +A

Bir süredir sohbetlere kulak verdiğimde tuhaf bir eksiklik hissi peşimi bırakmıyor. Sanki dilimiz, koca bir okyanusken bir anda sığ bir gölete dönüşmüş gibi… Cümleler kısalmış, duygular budanmış, ifadeler köşeye sıkışmış. Ve bütün bu daralmanın ortasında, iki hecelik bir kelime hüküm sürüyor: “Aynen.”

Eskiden insanlar konuşurken sadece bilgi vermezdi; his taşırdı, iz bırakırdı. Bir kırgınlık anlatılırken kelimeler titrerdi, bir sevinç paylaşılırken cümleler taşardı. Şimdi ise çoğu sohbet, duygudan arındırılmış bir onay mekanizmasına dönmüş durumda. Karşımızdaki uzun uzun anlatıyor, biz tek bir kelimeyle karşılık veriyoruz: “Aynen.” Ne eksik ne fazla. Ama aslında çok şey eksik.

BU NEYİN KISALTMASI?

Bu değişimin arkasında biraz da çağın hızı var. Her şey hızlı, herkes meşgul, kimsenin kelimelere ayıracak sabrı yok. Duygular bile pratikleşmiş durumda. “Kırıldım” demek yerine “Sorun yok” diyoruz. “Senin adına çok sevindim” demek yerine “Süper” deyip geçiyoruz. Oysa bu kısaltmalar sadece cümleleri değil, hisleri de törpülüyor.

Mesajlaşma dili bu dönüşümün en görünür hali. “Tmm”, “ok”, “slm”… İletişimi hızlandırıyor gibi görünse de aslında içini boşaltıyor. Çünkü dil, sadece anlaşmak için değil, anlaşılmak için vardır. Kelimeler azaldıkça, anlam da daralır. Ve insan, kendini ifade edemediği ölçüde yalnızlaşır. Şahsen bana bu kısaltmalar kullanıldığında anında karşımdakini uyarıyorum. Esasında kırıcı oluyor, tamam yazmak çok da zor olmasa gerek...

DİLİ DEĞİL RUHUMUZU KAYBEDİYORUZ

Bizim dilimiz, inceliğin dilidir. “Gönlünü almak” gibi bir derdi, “baş tacı etmek” gibi bir kıymeti vardır. Birine “gözümün nuru” diyebilmek, sadece sevgi değil, bir kültür aktarımıdır. Şimdi bunların yerine nötr, hızlı, hissiz ifadeler koyduğumuzda aslında sadece dili değil, o dilin taşıdığı ruhu da geride bırakıyoruz.

Belki de mesele büyük bir değişim değil, küçük bir hatırlayıştır. Bir mesaj yazarken bir kelime fazla kullanmak, bir cümleyi biraz daha özenle kurmak… “Aynen” demek yerine, “Ben de böyle düşünüyorum” diyebilmek. Karşımızdakine gerçekten duyulduğunu hissettirmek.

Çünkü insan, sadece onaylanmak istemez; anlaşılmak ister. Ve anlaşılmak, kelimelerle olur.

Kelimelerimizi azalttıkça değil, çoğalttıkça birbirimize yaklaşırız. Aksi halde, konuşuruz ama temas edemeyiz.

Özet geçecek olursak; dil fakirleştiğinde, kalp de sessizleşir. Ve sessiz kalpler, en kalabalık cümlelerin içinde bile yalnızdır.

Dilimize sahip çıkalım, karşımızdakine saygımızı gösterelim ve anlaşıldığını hissettirelim. Önce kendimiz sonra karşımızdakileri bu tarz söylemlerden uzaklaştırmaya bakalım, mutlu kalalım...