Kaydet
a- | +A

Eskiden Türkiye denince akla daha çok kendi sınırlarını korumaya odaklanmış bir ülke gelirdi. Bugün ise tablo değişmiş durumda. Türkiye artık yalnızca içeride güvenlik üreten bir ülke değil; aynı zamanda üç kıtada varlık gösteren, bölgesel dengeleri etkileyen bir aktör.

Bu dönüşümün en dikkat çekici yönlerinden biri de yurt dışındaki askeri varlıklarımız. Türkiye, bir yandan “yumuşak güç” unsurlarıyla diplomasi ve iş birliği kurarken, diğer yandan “sert güç” kapasitesiyle de güvenlik ve caydırıcılık sağlıyor.

Peki bu varlık nerelerde karşımıza çıkıyor?

Katar’da bulunan Türk askeri üssü, Körfez bölgesinde önemli bir denge unsuru olarak öne çıkıyor. Somali’deki eğitim merkezi ise sadece bir üs değil; aynı zamanda yerel ordunun güçlenmesine katkı sağlayan bir eğitim üssü niteliğinde. Burada yetişen askerler, ülkelerinin güvenlik kapasitesine doğrudan destek veriyor.

Libya’da ise Türkiye’nin varlığı daha çok istikrarı destekleme ve mevcut meşru yapıya katkı sunma amacı taşıyor. Bu noktada Türkiye, sahada yalnızca askeri değil, aynı zamanda diplomatik bir rol de üstleniyor.

Bunun yanında Türkiye’nin güvenlik yaklaşımı sadece uzak coğrafyalarla sınırlı değil. Suriye ve Irak hattında yürütülen operasyonlar ve oluşturulan üs bölgeleri, doğrudan sınır güvenliğini korumaya yönelik bir stratejinin parçası. Amaç, tehdidi sınırın içinde değil, kaynağında karşılamak.

Azerbaycan ile kurulan askeri iş birliği ise bu tablonun bir başka önemli ayağı. Karabağ süreci sonrası gelişen ilişkiler, iki ülke arasındaki “tek millet, iki devlet” anlayışının sahadaki karşılığı olarak görülüyor.

Balkanlar ve Kıbrıs gibi bölgelerdeki Türk varlığı ise daha çok barışın korunması ve istikrarın sürdürülmesi üzerine kurulu. Bu alanlarda Türkiye, çatışmadan çok dengeyi koruyan bir aktör olarak öne çıkıyor.

GÜVENLİĞİ SINIR ÖTESİNDE ARIYORUZ

Tüm bu tabloya birlikte bakıldığında ortaya çıkan şey aslında oldukça net: Türkiye artık sadece kendi içine bakan bir ülke değil. Güvenliği sınırlarının ötesinde arayan, riskleri yerinde yönetmeye çalışan ve bunu da farklı araçlarla yapan bir devlet anlayışı var.

Elbette bu durum beraberinde yeni sorumluluklar da getiriyor. Ama aynı zamanda Türkiye’ye daha geniş bir etki alanı ve daha güçlü bir diplomatik hareket kabiliyeti sağlıyor.

Belki de bugün sorulması gereken soru şudur:

Türkiye’nin güvenliği artık sınır çizgilerinde mi başlıyor, yoksa çok daha ötelerde mi şekilleniyor?