Kaydet
|

İnsanoğlunun tarihsel serüvenini tek bir arzu üzerinden okumak isteseydik, herhalde bu "üstün olma" arzusu olurdu. Çocukluk döneminde “benim babam seninkini döver” ya da “benim oyuncağım daha pahalı” cümlesiyle başlayan o safiyane rekabet, yaş aldıkça kabuk değiştirerek devam eder. Eğitim hayatında karne, sınav, diploma; iş dünyasında unvan; sosyal hayatta güzellik, yakışıklılık, finansal güç... Peki, insan, var olduğu günden bu yana neden bir diğerinden "daha fazlası" olmak ister?

İÇİNDEKİ ÇIĞLIĞI EZEREK BASTIR

Psikoloji bilimi bu soruya tek bir cevap vermez. Bu hırsı en berrak biçimde kavramsallaştıran isim hiç kuşkusuz Bireysel Psikoloji’nin kurucusu Alfred Adler’dir. Avusturyalı psikiyatrist göre insan, doğası gereği aciz ve bağımlı bir canlı olarak doğar. Bebeklikteki bu biyolojik ve psikolojik yetersizlik hissi, bireyin içinde varoluşsal bir "aşağılık duygusu" oluşturur. İşte üstünlük çabası, bu duyguyu telafi etme mekanizmasıdır. İnsan, kendini eksik ya da yetersiz hissettiği alanları kapatmak için güç ve üstünlük arayışına girer. Ancak sağlıklı biri, bu hissi kendini geliştirmek ve topluma katkı sağlamak için kullanır. Derin bir özgüven sorunu yaşayan birey ise bunu "ötekini küçültme" çabasına dönüştürür. Yani bir başkasından üstün olma arzusu, aslında kişinin kendi içindeki yetersizlik çığlığının bastırılma çabasıdır.

BEN YOKSAM, BİZ VARIZ

Sadece bireysel başarılar yetmediğinde, devreye kolektif kimlikler girer. Polonyalı psikolog Henri Tajfel’in Sosyal Kimlik Teorisi, bireylerin kendilerini ait hissettikleri gruplar (aile, semt, memleket, ırk) üzerinden nasıl bir özsaygı inşa ettiğini açıklar. Kendi kişisel varlığıyla, yeteneğiyle ya da üretimiyle bir değer oluşturamayan birey; aidiyet duyduğu grubun büyüklüğüne sığınır. "Benim memleketim", "benim ırkım" diyerek kurulan üstünlük dili, bireyin kendi değersizlik hissini mensubu olduğu kitlenin gücüyle maskeleme yöntemidir. Devletler düzeyindeki güç savaşları ve şovenist yaklaşımlar da tam olarak bu psikolojik mekanizmanın kitle boyutundaki yansımasıdır.

PAYLAŞTIKÇA BÜYÜYORUM

Günümüzde bu durumun iyice "ayyuka çıkması" elbette tesadüf değil. Sosyal medya, insanın binlerce yıldır içinde taşıdığı bu telafi mekanizmasını devasa bir sektöre ve kitlesel bir histeriye dönüştürdü. ABD'li psikolog Leon Festinger’in Sosyal Karşılaştırma Teorisi, insanın kendi değerini ancak başkalarıyla kıyaslayarak ölçebildiğini söyler. Eskiden sadece yakın çevresiyle, komşusuyla ya da meslektaşıyla yarışan insan; bugün Instagram, Facebook vb. platformlar sayesinde büyün dünyayla mukayese edilme baskısı altında. Sosyal medya mefhumu, üstünlük arayışını bir "sergileme" biçimine dönüştürdü. Artık yaşanılan hayatın kalitesi değil, o hayatın başkaları tarafından nasıl göründüğü önemli. Tatil fotoğrafları, lüks mekân paylaşımları, sürekli sergilenen "mutluluk" ve "başarı" imajları, özünde "Ben senden daha üstünüm, çünkü daha iyi yaşıyorum" mesajının dijital kodlarıdır. Bu durum, sürekli bir doyumsuzluğu ve beraberinde getirdiği derin bir narsisistik yaralanmayı besler.

SENDEN İYİSİ HEP VAR

Sürekli bir başkasından üstün olmaya çalışmak, nihayetinde ulaşılması imkânsız bir varış noktası. Çünkü her zaman sizden daha zengin, daha başarılı, daha güçlü birileri var olacak. İnsanın gerçek huzuru ve psikolojik olgunluğu, "ötekinden üstün olmak" fikrini bir kenara bırakıp "kendi dünkü hâlinden daha iyi olmak" çabasına girmesiyle başlar. Aksi takdirde aileyle, semtle, ırkla ya da sosyal medya beğenileriyle kurulan bütün üstünlükler; insanın kendi içindeki o derin, kof boşluğu örtmeye yetmeyen geçici illüzyonlardan ibaret kalacak.

Haber Asistanı

Son 30 günün haberleri
📰

Türkiye Gazetesi Haber Asistanına Hoş Geldiniz!

Son 30 güne ait haberleri, spor gelişmelerini veya yazar yazılarını sorgulayabilirsiniz.