Kaydet
a- | +A

Evet, Milli Takım Teknik Direktörü Mustafa Denizli artık F.Bahçe''nin hocası. Ay-yıldızlı takıma yeni bir teknik direktör arayışına girilmişti. Çok değil iki de aday vardı. Biri Denizli döneminden önceki başarılı devrede Fatih Terim''le bu görevi yürüten, gelinen noktada pay sahibi Rasim Kara, diğeri Trabzonspor''un Şenol Güneş''iydi. Rasim Kara Rizespor''u daha dün 1.Lig''e taşıdı, Şenol Güneş mesleğinde dalgalanmalar içinde. Ancak futbol çevrelerinde günlerdir dolaşan söylentilere göre Karadenizli Başkan Ulusoy''un özellikle Karadenizli çevrelerin de bastırmasıyla Şenol Güneş''i Milli Takım Teknik Direktörlüğü''ne getireceğiydi. Bu dün gerçekleşti. Yani "Bölgecilik" ağır bastı. Şenol Güneş''in futbolculuğu dışında bir Milli Takım deneyimi yok. Hocalık başarısı da fazla önemsenecek gibi değil. Oysa Milli Takım''ın hedefi 2002 Dünya Şampiyonası finalleri. Hem de yalnız oraya gitmek değil, Japonya-G.Kore ortak organizasyonunda gerçekleştirilecek bu şampiyonada Euro 2000''de olduğu gibi en azından düşeceği gruptan yukarılara tırmanmak. Güneş bu yükü kaldırabilecek mi? Fatih Terim ile Mustafa Denizli''nin başarılarının ardında onları olgunlaştıran Derwall ve Piontek gibi kıymetli hocaların katkısı yatar. Bu iki futbol adamımız Milli Takım''ın başına paraşütle konmadılar. Her ikisi de yalçın kayalara tırmanarak buraya geldiler. Ama pırıl pırıl bir insan olan Şenol Güneş daha yeterli deneyimi kazanmadan "Bölgecilik" tahtırevanıyla Milli Takım''ın hocalığına taşındı. Ulusoy yanlış yaptı. Sayın başkan koltuğuna cidden meraklıdır. Bir dolu haksız ve de haklı saldırılara göğüs gerip Milli Takım''ın başarısıyla o da başarılı sayıldı. Ama Haluk bey ateşle oynuyor; Allah korusun Türk futbolunun Milli Takım düzeyinde eriştiği bugünkü noktadan geri dönüşü olursa korkunç olur. Ay-yıldızlı takım deneme tahtası değildir. Koskoca Milli Takım''ı böyle bir bölgecilik zihniyetine teslim edemezsiniz.

Sergen''e gelince... Şöyle geriye bir 50 yıl bakıyorum; seyrettiğim Türk futbolunun ayakları sevilesi düzineyle süper yıldızı içinde en başta gelenlerden biri, kabiliyet yönünden bu delikanlı. Ama Sergen, bugünkü görüntüsü ve randımanıyla "bitmiş"i sergiliyor. Yerinden kıpırdaması bile bir olay. Gayrete gelip oynarsa bile hepsini toplasanız 90 dakika içinde 5-10 dakikayı bile geçmez. O, kendi kendini bitirmiş bir yıldız. Sanıyor ki, Avrupa''da bir takıma gidecek ve orada oynayabilecek. Oh ne alâ, beyefendi dilediği gibi bir hayat sürecek, futbolun dilemediği bu hayat içinde futbolunu sürdürecek. Aynaya dargın galiba. Oynadığı maçların kasetlerini toplasın, evinde birkaç defa seyretsin; bakalım kendini beğenecek mi? Mustafa hoca, bu delikanlıyı, bütün eleştirileri göğüsleyerek Milli Takım''a aldı. Eleme maçlarının bazılarında inanılmaz biçimde motive etmeyi başarıp ondan randıman aldığı da oldu. Ama Sergen, her geçen gün kendini bitirdi. Sahada yürümeyen ayaklarının farkına varmadı. Ayaklarının gücü diline geçti; geçen gün kendisini yeniden hayata geçirmek için risk alan Mustafa Denizli hocaya karşı insanlığın en büyük ayıbı olan "nankörlük" kusurunu işledi. Denizli''yi öyle bir suçladı ki, kargalar bile güldü. Ben Euro 2000 devamınca Hollanda ve Belçika''daki maçlara Almanya''dan gittim. Her defasında da "Hameln" adındaki bir kasabadan geçtim. Çoğumuz çocukluğumuzdan hatırlarsınız "Fareli Köyün Kavalcısı" hikayesini. İşte bu Hameln, olayın geçtiği yer. Hameln''in o zamanki halkı bile belki de Sergen kadar nankör değildi...