Kaydet
a- | +A

Bir insanın, bir yetkilinin, bir ekibin görevini yapmasından daha olağan bir şey olamaz.

Ne var ki, bu görev yerine getirilmek istenirken, mümkün olduğu kadar hata yapılmamalı, yanılgıya düşülmemeli, hele verilen yetkilerin kullanılması sırasında karşı taraf zarar görüyorsa, hiçbir karar, temelsiz, gerekçesiz ve kanıtsız verilmemeli. Karşı tarafın nahak yere zarara uğratılmaması için azami özen gösterilmeli

Ne yazık ki, ülkemizde, inisiyatife bırakılmış karar vermelerde büyük yanlışlıklar hatta keyfilikler olmakta.

Özellikle, karayollarında trafik ekiplerinin kararları, güçlükler içinde çabalayan trafik memurlarının insafına bırakılmış gibi. Hatta, ceza yazma adetâ teşvik edilmekte, günlük kabarık bilanço başarının bir ölçüsü olarak görünmekte.

Oysa, her şeyden önce, trafik ekiplerinin görevi, hata yapmayı önleyici olmalı. Yoksa, "tuzaklar" kurarak, rampaların başlangıç veya bitiş noktalarında, saklanarak her geçen otoya gelişi güzel ceza yazmak çok kolay bir yöntem ve görev anlayışı.

"Hızı aştınız", "yanlış sollama", "bilmem kaçıncı maddeyi ihlal" kararına, kanıtsız, ceza yağdırmak, hangi trafik kazasını önlemeye yönelik olabilir.

Maalesef, bu davranışlara rastlanıyor. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan''ın çalışmaları ve fedakâr polisimizin başarıları, vatandaşlarımızın gönlünü fethederken, böylesi davranışların üzüntüye sebep olduğunu da belirtmeliyiz.

Özellikle Balıkesir hudutları içinde, sık sık böylesi haksız infazlara ya tanık oluyoruz, ya da başımızdan geçiyor.

Bu tür şikayetlerimizi ve bazı dileklerimizi, 29 Temmuz 1997 tarihinde de, bu sütunda dile getirmiş ve zamanın yetkililerinden olumlu cevaplar alarak, uğradığımız haksızlıkları unutmaya çalışmıştık.

Fakat, her Balıkesir dolaylarından geçişte, bir trafik ekibi tezgahını gözlerimizle görmekte, bazen de haksız yere cezalandırılmaktayız.

Gerçi, birkaç kez, radarda yakalanan otomobillerin hız limitini aştığını da gördük fakat çoğu zaman, keyfi değerlendirmelerle karşılaştık.

Tıpkı, 16 Mayıs 2000 tarihinde saat 13.30-14.00 arası, Balıkesir çıkışından sonra, Susurluk''a 10 kilometre kala, maruz kaldığımız haksız ceza gibi.

Bize isnat edilen ihlale itirazımızda kanıt olarak sadece varsayılan hatayı tespit eden, memurun 15 yıllık deneyimli trafik polisi olduğu öne sürülüyordu.

Yani trafik polisinin, kişisel değerlendirmesiyle, güya bir kamyonu solladığımız gerekçesiyle cezalandırıldık.

Bütün itirazlarımıza, mantıki izahlarımıza ve üç kişinin samimi beyanına rağmen, para cezasına çarpılmaktan kurtulamadık.

Olaydan şu kadar zaman geçmiş olmasına ve cezayı da ödememize rağmen yapılan haksızlığı bir türlü sindiremedik.

O yörede, trafik pususu olduğunu bilmemizin rahatlığı içinde, herhangi bir trafik kuralını ihlal etmeden seyretmemize rağmen, bize ceza yazan memurun veya ekibin başkalarının da canını yakmadan böylece çok sevdiğimiz saydığımız polis camiasına herhangi bir gölge düşmeden, bu uygulamaya son verilmesini istiyoruz ve bekliyoruz.

Trafik kazalarının, trafik cezası yazılarak önlenemeyeceğinin bilinci, en süratli bir şekilde benimsenmeli ve hız tespit eden çağdaş radarların kanıtı dışında, hiçbir vatandaş delilsiz itham altında tutulmamalı.

Geçtiğimiz salı günü, 10 A 5922 plâkalı trafik otosunda ceza yağdıran memur belki de, görevinin icabını yerine getirdiğini sanıyor.

Oysa, görevi kazaları önleyecek fiili önlemler almak olmalı.

Bizim gazetecilik görevimiz de bu tür çarpıklıkları sergilemekle özetlenebilir. Üstelik mağdur olan vatandaş 20 yıldan bu yana sürücü ve de gazeteci ise, durumu aksettirmeme özgürlüğüne de sahip olamaz...