Kaydet
a- | +A

Kim ne derse desin; acıların en büyüğü olmakla beraber "ölüm" insanların üzerinde "ibret" etkisiyle daha fazla iz bırakıyor.

Gerçekten de; eğer ölümden bile "ibret" alamayan insanlarımız varsa, vay halimize!..

Oysa, nasıl gelirse gelsin ve kimde tecelli ederse etsin ölümden en büyük "ibret" alınmalı çeşitli dersler çıkarılmalı.

Şayet ölüm olmasaydı, insanların ne hal alabileceklerini bencillik derecelerini, hatta bazılarının muhtemelen nasıl canavarlaşacaklarını düşünmek bile istemiyoruz.

Bütün gerçekliğine ve soğuk yüzüne rağmen ölümden, "ibret" almayanlarımızın hiç de az olmadığı, her hal ve davranışımızdan ne yazık ki belli oluyor.

Bakınız; son bir hafta içinde, mesleğimizden dört mümtaz şahsiyeti yitirdik.

Bu arada, kimbilir kaç değerli insan daha, Hakk''ın rahmetine kavuştu.

Fakat bizi daha yakından ilgilendirdiği için, vefat eden gazeteciler üzerinde duruyoruz.

İslam Çupi, Ahmet Kabaklı, Yılmaz Gümüşbaş ve Nezih Demirkent''in arka arkaya ebediyete göçü, Babıâli''de yaprak dökümünü andırıyor.

Özellikle ailemizde, gazetecilerin mutlulukları, başarıları, sorunları ve ne yazık ki vefatları çok konuşulur, ele alınır.

Bildiğiniz gibi, Kenan Akın''la 12 yıldan beri "Babıali Magazin"i yayınlıyoruz.

Türkiye Gazetesi Sahibi Enver Ören''in manevi destekleri ve özel izniyle, hiç aksatmadan, tarafsızlık çizgisinden uzaklaşmadan ve medyaya yararlı olabilme kaygısıyla çıkardığımız derginin bazı kapaklarını, vefat eden meslekdaşlarımıza ayırarak görevimizi yerine getirmek istiyoruz.

Ne var ki, Şubat sayısında tam dört meslekdaşımızı kaybetmenin derin üzüntüsü içindeyiz.

Hangi değerli meslekdaşımızı kapak yapacağımızı tartışırken, yaprak dökümünün dinmesini Yüce Allah''tan diliyoruz.

Aslında, Şubat sayımızda, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti''nden ödül alan meslekdaşlarımızın toplu fotoğrafları, kapakta yer alacaktı.

Her zaman başarıları, umutları kapağa taşımak isteriz.

Neyliyelim ki, hayatın en büyük gerçeği olan ölüm karşısında bir şey yapılamıyor, çaresiz kalınıyor.

Zaten, bir İslam Çupi... Bir Ahmet Kabaklı... Bir Nezih Demirkent kapaklara bile sığmaz... Üstelik, rahmetli Demirkent''in her ay dergimizde yazıları da yayınlanıyordu.

Onlar daima gönlümüzde, zihinlerimizde ve Babıâli''deki onurlu mertebelerinde kalacaklar.

Önemli olan da bu değil mi?

"Baki kalan, Kubbe''de hoş bir sadâ imiş..."

Dünya malının eninde sonunda dünyada kaldığını, en katı bir şekilde kanıtlayan ölümlerden sonra, "köşe dönme"ye veya ihtiyaçtan fazla mal mülk sahibi olmaya gerek olmadığı ortaya çıkmıyor mu?

Namerde muhtaç olmadan, sağlık ve mutluluk içinde yaşayabilme daha doğrusu hayatı idame ettirme standardına sahip olmanın ötesinde hiçbir hülyaya dalınmamalı.

Ne var ki, hatta ne yazık ki; çoğu vakit, mesleğimizde "mütevazı" bir yaşantı çizgisini, ömür sonuna kadar devam ettirmek bile kabil olmuyor.

Bırakın, emeklilikten veya işsiz kaldıktan sonra, "mütevazı" hayat sürebilme talihini,

üç dört ay gelirinden yoksun meslekdaşlarımızın ne hallerde kaldığını veya olduğunu görüyoruz, yaşıyoruz.

Ötedenberi savunduğumuz ve sık sık dile getirdiğimiz, mesleğin sosyal güvence altına alınması zorunluluğunu dileriz ki, devletin yanısıra kuruluşlarımız da artık ele almalı ve bir fon oluşturulmalı.

Ebediyete göç eden aziz meslekdaşlarımıza, Yüce Allah''tan rahmet dilerken, hatırlattıkları "trajediyi" de bir kez daha dile getirmekten kendimizi alamıyoruz.