Deprem felaketinden sonra, böylesine haince planlanmış, böylesine merhametsizce tasarlanmış cinayetle karşılaşmamız, milletçe moralmen bir kez daha yıkılmamıza sebep oldu.
Gerçekten de, başımıza bunlar da mı gelecekti?
Tam depremin yaralarını sarmaya adımlar atılmışken ve yavaş yavaş facianın tesirinden kurtulmaya çalışılırken Prof. Ahmet Taner Kışlalı''nın hunharca öldürülmesi, dehşetli saatler yaşamamıza yetti ve arttı bile.
Ne var ki; aziz milletimizin provokasyonla karşı karşıya olduğu hemen farkedildi ve şükürler olsun ki, korkulan olmadı.
Böylece; Türkiye''nin huzurunu bozmak isteyenlerin hevesleri kursaklarında kalmış oldu.
Dileriz ki; bu suikast karşısında varılan "asgari müşterek" kanaat değişmesin veya malum çevreler tarafından ekseninden çıkarılmasın.
Suikastin üzerinden tam 5 gün geçmiş olmasına rağmen, katil veya katillerinin izlerine rastlandığına dair herhangi resmi açıklama yapılmış değil.
Korkarız ki, bu dosya da diğer faili meçhul cinayet tahkikatlarının bulunduğu yerde tozlanır.
Oysa; suikastin en azından çözülmesi gerekiyor.
Çünkü, çeşitli teoriler, tahminler ortalığı ve zihinleri karıştırıyor.
Nahak yere ithamlar, sorgulamalar, hatta tutuklamalar yapılıyor.
Tabii ki, gerçeğin ortaya çıkarılışında, en ufak delil değerlendirilmeli, ihbarlar araştırmalı hatta kuşkular giderilmeli.
Bu arada, hükümet veya yöneticler eleştirilirken, devletin manevi şahsiyetine darbe vurulabilecek nitelikte eylemlerden kaçınılmalı.
Hele, milletimizin gözbebeği Türk Silahlı Kuvvetleri''ni "tahrik" etme çabasına girmekten mutlaka kaçınılmalı. Zira, eğitimi istihbaratı, disiplini Cumhuriyet ilke ve yasalarına sımsıkı sarılı kadrosuyla, silahlı kuvvetlerimiz zaten daima "uyanık" durumunu muhafaza ediyor. Bu "dinamik" ve "uyanık" durumunu da her fırsatta sergileyen Türk Silahlı Kuvvetleri''ni kararlarında ve tavırlarında rahat bırakmalıyız.
Nitekim, son suikast olayında da, silahlı kuvvetlerimiz, kararlılığını güzel bir şekilde ortaya koyarak, aşırı ve malum çevrelere de gereken cevabı vermiş oldu sanırız.
Öte yandan, yeri gelmişken, uhrevi bir havanın bütün ahengini bozan ve Cumhurbaşkanı, Millet Meclisi Başkanı, Başbakan''a "sözlü saldırı"da bulunan malûm grubu, şiddetle kınamak ihtiyacını duyduğumuzun altını çizerek belirtmek istiyoruz.
Ne demek, devlet ve hükûmetin en önde gelen makamlarına, isimlerine, hem de bir caminin içinde, hakaret dolu sözlerle eylemde bulunmak.
Gerçi, Kocatepe Camii''nin içini ve dışını dolduran muazzam kalabalıktan hiç tasvip görmeyen 30 veya 40 kişinin provokasyonu tutmadı ama, hepimizi rencide eden tehlikeli bir eylem yapıldığı apaçık.
Değerli meslekdaşımız Hıncal Uluç''un Ahmet Taner Kışlalı''nın mezarı başında, "Burada siyaset yapılmaz. Yeter artık, burası siyasetin yeri değil" diye nasıl avazı çıktığı kadar bağırdığını, nasıl kollarını iki yana açarak çırpındığını televizyondan izleyebilenler dehşete düşmüşlerdir herhalde.
"Başımıza bunlar da mı gelecekti" derken işte bu dehşetengiz gelişmeleri kastediyoruz.
Aslında; belki de mücrimler bu yüzden Kışlalı''nın canına kıymışlardı.
Fakat, sınırlı eylemlerin dışında, amaçlarına ulaşmadıklarını her Türk vatandaşı anlamış ve kavramış durumda.
Başta ağabeyi, gazetemiz yazarı ve aile dostumuz Mehmet Ali Kışlalı''ya, yine gazetemiz yazarı kuzeni Öcal Uluç ve kardeşi Hıncal Uluç olmak üzere bütün aile efradına başsağlığı; Ahmet Taner Kışlalı''ya da yüce Allah''tan rahmet dileriz.

