Aslında, insanın hiç "boş zaman"ı olmaması gerek. Girdiğimiz 2000''li yıllarda "boş zaman"dan bahsetmek çok "lüks" bir "olgu" ile eşit değerlendirilmeli. Özellikle, kalkınmakta olduğunu iddia eden bir ülkede, bireylerin hiç "boş zaman"ı olmamalı.
"İzafi" olan zaman mefhumunda, önemli olan 24 saatin nasıl geçtiği değil, nasıl değerlendirildiği olmalı...
Yaş durumuna göre uykuya ayırılacak bir süreden sonra, ibadetin yanı sıra, zamanın dolu dolu geçirilmesi lâzım.
Çoğu vakit, "boş zamanınızı nasıl değerlendirirsiniz?" sorusuna verilen "kitap okurum, müzik dinlerim" gibi cevaplar, mantıklı gibi görünüyorsa da aslında "kaçamak" sayılmalı. Zira, kitap, sırf "boş zaman"ı öldürmek için okunmaz, müzik dinlemek için de zaten zamana pek ihtiyaç yok.
Nereden bakılırsa bakılsın, Türkiye''de "çalışma" süresi tam olarak değerlendirilemiyor. Daha doğrusu, çalışmaya ayrılan saatler, hem yetersiz hem de rantabl değil.
Ülkemizde mefhumlar da birbirine karışmış gibi.
Çalışma, dinlenme, tatil, gezi ve eğlenme iç içe yaşanıyor.
...Ve ne yazık ki, insanlarımız, ister çalışma, ister dinlenme, ister tatil, hatta gezi ve eğlence dilimlerinde, "boş zaman"ı yakalamak gayretini gösteriyor.
Oysa, her dilim, tam anlamıyla değerlendirilmeli, hiçbir şekilde "boş zaman" kalmamalı.
Çoğu zaman, tatil veya geziden dönmüş bir ailenin, yorgunluklar içinde olduğunu görürüz. Hatta bazılarının, tatilin "zehir" olduğundan yakındıklarını müşahede ederiz. Tatilin her saatte denize veya havuza girme hatta çılgınca eğlenme olduğunu sananlara da sık sık rastlanır.
Bütün bu değerlendirmelerin, topluma aşılanmak istenen "değer yargıları"ndan kaynaklandığını sanıyoruz.
Atmosfer değişikliği ağırlıklı olarak kabul edilmesi gereken tatilde dinlenmenin de büyük yer alması sağlanmalı. Tatilden dönen ailelerin, muhit değişikliğinin yanısıra "dinlenmiş", şehir gürültüsünden, tozundan, dumanından ve trafiğinden bir iki hafta uzaklaşmış olmanın mutluluğu içinde olmaları beklenir.
Dini ve Milli bayramların yanısıra önemli tatil fırsatlarına sahip ülkemizde, "boş vakit"ten bahsetmenin soğukluğunu bir yana bırakırsak, gerçekten de toplumumuzda, bazı "değer yargıları"nın yanlış aşılanmak istendiğini görüyoruz. Özellikle televizyonların dizi filmlerinde görünebilecek dekorları, yaşantıları hatta günah, yasak ve tehlikeli ilişkileri, "normal" hayatta oluyormuş gibi gösteren, lânse eden magazinsel haber ve röportajların tahribatını yabana atmamak gerek. Türk kamuoyunun beyninin böylesine, çirkin "senaryolarla yıkandığı gerçeği gözardı edilmemeli.
Bir-iki saatliğine, gemi yavrusu yatlarda, şık insanların, eğlencesini, atılan havai fişekleri ballandıra ballandıra anlatmak ve bunu normal günlük bir yaşantı gibi gösterme gayretleri, ister istemez geniş halk tabakalarını hem etkiliyor hem de zamanla, böylesine bir hayata özendiriyor. Yatlı, havai fişekli bir hayatın "yapay" olduğunu her fırsatta sergilemeliyiz.
Türk halkının, aile yapısına, gelenek ve göreneklerine sımsıkı bağlı olduğunu görmezlikten gelmek, sadece yanılgıdan başka birşey değil.
İster tatilde, ister dinlenmede, ister eğlencede olsun, belirli sınırları aşmayan hatta frapanlığa karşı tepki gösteren geniş halk tabakalarını anlamamazlıktan gelmek de, başlıbaşına bir sorun. Bu gibi çevrelerin "çağdaşlık" adı altında, göstermekte direndikleri "tepki" nefret tohumları ekmekten başka bir işe yaramıyor.
"Boş zaman"dan bahisle, tatil, dinlenme ve eğlence gibi hayatımızı dolduran dilimler üzerinde durmamızın asıl amacı, biraz da kargaşaları dile getirmekten başka birşey değil...
Herşeyden önce insanların tatillerinde, dinlenmelerinde ve eğlencelerinde nasıl özgürse, ibadetlerinde böylesine hür olmaları gerektiği üzerinde de durduktan sonra, topluma, tehlikeli ilişkilerin ve akımların enjekte edilmekte olduğunun dikkatlerini de çekiyoruz.
Politikanın "hassas" dengeler üzerinde olduğu bir dönemde, toplumda, değer yargılarının yerli yerinde olması her zamandan daha önemli sayılmalı. Her kesim, birbirini olduğu gibi kabul etmeli, karşılıklı zorlamalardan mutlaka uzaklaşılmalı.
Hayatımızda periyodik hale gelen bütün dilimlere evet, fakat "boş zaman"a hayır demek ihtiyacını görüyoruz.

