Kaydet
a- | +A

Ne yazık ki, toplumumuzu bir "çifte standart" illeti tehdit edip gidiyor.

Hemen hemen, her sektörde, her kurumda ve her konuda "çifte standart"la karşılaşıyoruz.

Birinin "ak" dediğine, diğerinin "kara" dediği bir ortamda, geniş halk tabakalarının olumsuz etkilendiği ve gün geçtikçe güvenlerini yitirdikleri görülüyor.

Yapılan anketlerde, araştırmalarda Türk Silahlı Kuvvetleri''nin dışında, bütün kuruluş ve kurumlara güvenin zayıfladığı hatta bazı sahalarda tamamen ortadan kalktığı anlaşılıyor.

Oysa, toplumun her kesimi, her kurum ve kuruluşa "güven" duyması gerekmiyor mu?

İtiraf etmek gerekir ki, medyada da, büyük bir "çifte standart" kamuoyunu adetâ kemiriyor.

Bizi çok yakından ilgilendirdiği için, medyanın büyük kâbusu, "çifte standart" çıkmazı üzerinde durmak istiyoruz.

Gerçekten de; okuyucunun-seyircinin medyaya güveni, gün geçtikçe erozyona uğrayarak yıpranarak menfi yönde gelişiyor.

Bir yanda, güven kendiliğinden sarsılırken, diğer yandan da, halkın gerçekleri öğrenme hakkı da ortadan kalkıyor.

Aslında, medyayı için için yiyen "çifte standart"la ilgili birçok örnek ve buna mukabil uyarı meslekdaşlarımız tarafından hergün sergileniyor.

Bazen de bilmeyerek veya verilen yanlış bilgiler yüzünden bu hata yapılmakta.

Kenan Akın''ın "Medyatik Türkiye" kitabından, "çifte standart" ile ilgili tesbitleri okuyucularımızla paylaşma ihtiyacını duyuyoruz:

"İnsanların fikirleri, çoğu zaman paralellik arzetmez. Hatta, iki kardeşin düşüncesi arasında bile farklılıklar olabilir. Genişletirsek, anne, çocuk, baba, ebeveyn, eşler arasında daima ayrılıklar mevcut.

Gazeteciler arasında da fikir ayrılıkları, hatta ideoloji uçurumları gayet normal. Gazeteciler bir olay karşısında farklı etkilenebilir, duygulanabilirler. Fakat, değerlendirme safhasında gayet objektif olmak gerekir. Yani subjektif değerlendirmelerin basında yer almaması, "mesleğin namusu" olarak kabul edilmeli. Herhangi bir "ihlal" karşısında hepimizin ayağa kalkması, bir ilke olarak benimsenmeli.

Ne var ki, bu temennimizin sadece değerlendirme safhasını kapsadığını da belirtmeliyiz. Unutulmamalıdır ki, çeşitli fikirleri ihtiva eden yorumlar her zaman yapılabilir.

Altını çizerek belirtmek istediğimiz, olaylar karşısında gazete ve yöneticilerinin, "çifte standart"ı uygulamamalarıdır. İtiraf etmek gerekir ki, basınımız bir "çifte standart" tehlikesiyle karşı karşıya... Olay (A) ise, kimi gazete bunu (X), bazıları ise (Y) gösterme gayreti içinde bulunduğundan, okuyucunun basına güveni kendiliğinden sarsılmakta, bu arada halkın gerçekleri öğrenme hakkı da ortadan kalkmakta.

Madalyonun bir diğer yüzü de kişi hak ve hürriyetlerinin ihlal edilmesi pahasına işlenen "çifte standart" cinayetlerinin, toplumumuzda yol açtığı tahribatların görülmemesi.

"Çifte standart" tehlikesinin önüne yasalarla da geçilemeyeceğini daha doğrusu çıkılmaması gerektiğini vurguladıktan sonra, basının kendi kendini kontrol etmesinden başka çıkar yol olmadığı düşüncesini taşıdığımızı açıklamak isteriz. Bu konuda.

"Basın Konseyi" aracılığıyla atılan cesur adımları desteklemenin tam zamanı olduğunu, hatalı ve acil kararlar olsa bile bu samimi kuruluşu sonuna kadar yaşatmanın arayışı ve çabası içinde olunması gerektiği inancını taşıyoruz.

Toplum olarak, "çifte standart"lardan ne kadar çabuk uzaklaşabilirsek, kalkınmamız da o kadar çabuk ve en önemlisi sağlıklı olur.

Ne var ki, bu sorunun çözümünde de en büyük görev ve sorumluluk yine medyaya düşüyor.