Kaydet
a- | +A

Her ne kadar, bizleri ikinci kez canevimizden vuran Düzce depremi, "Dostluk Treni"nin tarihi seferini buruklaştırdıysa da, alınan mesafe hiçbir şekilde gölgelenemez. Gerçekten de; 9 Kasım''da Sirkeci Garı''ndan kalkan "Dostluk Treni" Selânik, Atina, Drama ve Gümülcine''de unutulmaz anların yaşanmasına ve önemli izlerin bırakılmasına vesile oldu. Marmara ve Atina depremlerinden sonra, iki ülke arasında kurulan iyiniyet köprüsünden geçen "Dostluk Treni" sevgi, sempati ve özlem tohumları ekti desek yeridir. Aslında dün, tarihi ziyaretin ayrıntılarını gazetemizde vermeye çalıştığımızdan, şimdi sadece gezinin politik ve sosyal boyutları üzerinde durmak istiyoruz. Her şeyden önce, "Cumhuriyet Treni"ni "Dostluk Treni" projesine dönüştüren ve bunu başarıyla gerçekleştiren Devlet Demir Yolları Genel Müdürü Hasan Mollaoğlu ve TRT Genel Müdürü Yücel Yener''e candan teşekkürlerimizi sunalım. TRT''nin yerinde girişimlerinin yanısıra DDY''nin üstün görev ve hizmet anlayışını gözlerimizle görmenin sevincini de yaşadık. Ne var ki, önce bizim taraf ile ilgili ufak bir serzenişimizi sonra da Yunanistan''ın nahoş tutumunu sıralayalım. Gönül isterdi ki, Yunanistan''da görev yapan Türk medya mensupları, bırakın Selânik''i hiç olmazsa Atina''da "Dostluk Treni"ni karşılasınlar, gelen meslekdaşlarıyla ilgilenip, olayı değerlendirsinler. Belki de, "Nereden geldi bu tren ve içindekiler" dercesine ortada gezinip duran Büyükelçi''nin vurdumduymazlığından bu tür aksilikler meydana geldi. Doğrusu, depremler iki ülke arasında bir iyiniyet ve sempati havası doğurmuş bulunuyor. Ancak, Yunan hükûmetinin, bu yakınlaşmadan pek hoşnut olduğunu sanmıyoruz. Çünkü gerek karşılama, gerek ağırlama ve uğurlama anlarında, bir isteksizliğin bütün belirtileri göze çarpıyordu. Atatürk Müzesi''nin Atina''da ancak geç vakit ziyaretçilere açılması buna en çarpıcı örnek... Zaten, organizasyonun yükünü Yunanistan demir yolları örgütü üstlenmiş ve elinden gelen çabayı da göstermişti.

İç ve dış politikasını, Türk düşmanlığı üzerine dizayn etmiş bir Yunanistan''dan daha fazlasını beklemek belki iyimserlik sınırlarını aşıyor. Ancak, Yunan halkının büyük çoğunluğunun Türkiye ile barış yapılmasını, dost kalınmasını candan istediğini, açık şekilde beyan ediyor. Belki de, Türk düşmanlığı artık, oy kaybına neden olabilir ve böylece ilerde geleneksel politikadan vazgeçilmiş olunur. Dileriz ki, bu temennimiz bir an önce gerçekleşsin. Bu arada, içlerinde resmi şahsiyetler de olan çoğu Yunanlılar''ın barış ve dostluktan yana olduklarını fakat bir Türk askeri harekâtından çekindiklerini gözledik. Oysa, Türk dış politikasının "barış" üzerine kurulu olduğunu ve değil Yunanistan, hiçbir ülkenin bir karış toprağında bile gözümüzün olmadığı defaatle ve en yetkili ağızlar tarafından açıklanmış durumda. Demek ki, ya kendimizi iyice anlatamıyoruz ya da Yunanlılar''ın vazgeçemedikleri bir hobi ile karşı karşıyayız. Üstelik Yunanistan, Avrupa Birliği desteğini arkasına almış ve gerçekten de her bakımdan güçlü bir konumda. Söz AB''den açılmışken, Yunanlılar, bu şemsiyenin keyfini alabildiğine yaşıyor ve nimetlerinden istifade etmeye çalışıyorlar. Her yerde, her şeyde Avrupa Birliği''nin meşhur bol yıldızlı amblemi görülüyor. Gazoz şişelerinden, bakkal dükkanlarının vitrinlerine kadar bol yıldızlı, amblemi kullanan Yunanlılar''ın cakasından geçilmiyor. Sonuç olarak, "Dostluk Treni"nin ardından söylenebilecek kelimeler yan yana getirilirse, şöyle bir cümle çıkıyor: DDY ve TRT''nin müşterek projesi, gerçekten de çok başarılı olurken, hem büyük kurtarıcı Atatürk''ü doğduğu evde, ölümünün 61''inci yıldönümünde anmaya, yadetmeye vesile oldu, hem de Türk-Yunan dostluğu için atılan adımlara olumlu katkılarda bulundu.