Kaydet
a- | +A

Hükümet ile Çankaya arasındaki uyuşmazlıktan ötürü, meydana gelen krizlerin faturası gerçekten de büyük oldu. Her seferinde, nerdeyse politik krizden, ekonomik kaosa dönüşmesine ramak kalan olaylarda, kimin haklı, kimin haksız olduğuna bakmadan, bu sürecin tamamlanmasını bekliyor ve diliyoruz. Gerçekten de, krizlere karşı direncimiz gittikçe azalıyor. Üstelik, krizin ne zaman, nerede ve kimler tarafından çıkarılacağından "endişe" duyuyoruz. Gerçi, 57''nci hükümetin, "acil" ve "çok önemli" iki kararnamesinin, Köşk''ten dönmesinin doğurduğu zafiyeti ve ziyanı biliyoruz. Hatta, başarılı icraatlarını gönülden desteklediğimiz, hükümetin elinin kolunun nasıl bağlandığını da en azından tahmin ediyoruz. Ne var ki, sebebi ne olursa olsun, böylesi krizlerin tahribatından da korkuyoruz. Hükümet ile Cumhurbaşkanlığı makamının "uyum" içinde olmasının vazgeçilmez bir şart olduğunun da altını çizmek istiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi''nin açılışında, Cumhurbaşkanı Sezer''i dikkatle dinleyenler, arzulanan uyumun yeni düzenlemeler ve yasal değişikliklerle ancak sağlanabileceğini hemen farketmişlerdir sanırız. Evet, bunca gelişmeden sonra, tek çıkar yol parlamentodan geçiyor. Değerli Anayasacılarımızdan Prof. Dr. Şener Akyol''un, yapmış olduğu ilginç bir konuşmanın özeti elimize geçti. Uyarıcı niteliği bakımından, aile dostumuz Akyol''un konuşma özetinden derlediğimiz notları, okuyucularımıza aktarmayı faydalı bulduk. Prof. Dr. Şener Akyol''un özellikle birinci kararname krizi ile ilgili cümleleri aynen şöyle: "Kanun Hükmünde Kararname gündeme geldi. Kuşkusuz her rejim gibi Türkiye Cumhuriyeti de kendisini koruyacak kurallara ve yaptırımlara muhtaçtır. Kimse Cumhuriyeti korumayalım demiyor. Ancak bu işi tatil sırasına denk getirip Kanun Hükmünde Kararname ile yapmayı istemek, hele bu sakat yolda inat etmek, Cumhurbaşkanı ile gereksiz ve temelsiz bir hukuk mücadelesi başlatmak, bazılarının istedikleri zaman ülkemiz gündemini istikrar motifli krize sürükleme niyetleriyle doldurmaları alışkanlığının kötü bir örneğidir. Önce, Kanun Hükmünde Kararname, yasama erkine düşen işlerin yürütme eliyle yapılması için yapılmış anayasal ve fakat istisnai bir yoldur. İstisnai olan bir yolun çok istisnai durumlarda uygulanması, özellikle piyasaların düzenlenmesi, çok olağanüstü durumlar ve benzeri hallerde uygulanması gerekir. İkinci olarak, kişilerin özgürlükleri ve kişilik hakları gibi konularda, vergi gibi külfetler konusunda Kanun Hükmünde Kararname yolu Anayasa ile tıkanmıştır. Üçüncü olarak, toplumca önemsenen tabuların arkasına gizlenerek bir başyazarın sorduğu gibi: "siz Cumhuriyeti korumaktan yana değil misiniz?" yollu sorular sorarak hukuk düzenine aykırı bir Kanun Hükmünde Kararnameyi imzalatmak için dayatmak temelden yanlış bir yoldur, rutin dışı bir yoldur." Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından da dile getirilen yetki kısıtlaması için, Prof. Dr. Akyol''un dedikleri ilgi çekici: "Bu görünüş ve sonuç ile şimdi gelelim Cumhurbaşkanı''nın yetkilerinin kısılmasına: Anayasa''da neden yetki verildiği tesbit edilmeden ve iyice düşünülmeden, yetkilerin budanmasının Anayasal sistemi bozacağının dikkate alınması gerekir. Ayrıca, daha eskilerde Cumhurbaşkanı''nın Anayasa Mahkemesi üyelerini seçmesine getirilen eleştiri de kökten yanlıştır. Bir Anayasa Mahkemesi üyesi, kendisini, Cumhurbaşkanı seçti diye onun tarafından Anayasa Mahkemesi''nde açılacak iptal davasında etki altında kalacak ise, hukuk düzeni kökten ele alınmalıdır. Unutmayalım ki; ABD''de hakimleri Devlet Başkanı atar, fakat bunlardan bazıları, Richard Nixon ile Bill Clinton''ı huzurlarına alıp yargılamışlardır. Eğer bir eksiklik ve kuşku ya da endişe varsa, o takdirde bu etki altında kalmasının başka sebeplerle olabileceğini dikkate alarak bu noktayı tamir etmeli, düzeltmelidir.

Kaldı ki, Cumhurbaşkanı''nın yetkilerini tırpanlamayı bu Hükümet gündeme getirse, çok nahoş bir durum ortaya çıkacaktır. Bu Hükümet, Demirel''in yeniden seçilmesini neredeyse Cumhuriyetin bekası için zorunlu göstermeye çalışmıştır. Süleyman Demirel ise, Cumhurbaşkanının yetkilerini az bulup, Başkanlık sisteminin getirilmesini, Cumhurbaşkanın, "Başkan ya da "Roma İmparatoru" olmasını savunuyordu. Yani bu Hükümetin daha dün geniş yetkiler kullanan bunları daha da genişletmekten yana olan Demirel''de ısrar ederken, işine gelmeyen bir tutum sergileyen yeni Cumhurbaşkanı''nın yetkilerini tırpanlamak istemesi akıl alır bir siyasal tutum değildir." Nereden bakılırsa bakılsın, artık ülkemizin bu denli krizlere pek tahammülü kalmadığı görülüyor. Zaten, TBMM yeni yasama dönemine girdiğine göre, "kararname yolu"na müracaat edilmeyeceği de anlaşılıyor.