Şu "milenyum"u kazasız belâsız atlattık ya, şükürler olsun ne ülkemizde ne de dünyada kaydadeğer bir olay olmadı ya, hele "nükleer savaş" çıkmadı veya "dijital kıyamet" kopmadı ya...
2000''in ilk günlerinin mutluluğu bizleri aldatmamalı, iyimserliğe ve rehavete sürüklememeli.
Dileriz ki; 2000 değil bir yıl, binyıl insanlık için huzur ve refah içinde geçsin.
Fakat, madalyonun ters tarafını da unutmamak gerekiyor.
Her şeyden önce, 1999''un veya geçen binyılın, devrettiği en azından bıraktığı yığınla sorun mevcut.
Globalleşme iddialarına rağmen, dünyanın birçok kuytu yöresinde açlık ve sefalet insanoğluna musallat olmuş durumda.
Birçok bölgede de, çeşitli çatışmalar sürüyor. Hatta tıpkı Çeçenistan''da olduğu gibi sivil halka karşı katliamlar yapılıyor.
Hassas yerlerde, gerçekçi ve kalıcı barış sağlanamıyor.
Üstüne üstlük, dünyanın ekolojik dengesi de bozuluyor. Bu arada, depremler, tufanlar, fırtınalar, seller ve yangınlar yeryüzünü yiyip bitirmeye çalışıyor.
Görülüyor ki, cakalı "milenyum" gösterilerinin ötesinde de bir dünya dönüyor.
Her ne kadar, kendisine "hür dünya" adını vermiş bir dünya, problemlerini çözümlemiş, hatta uzaya yerleşmeye hazırlanıyorsa da, gerçeğin böyle olmadığı apaçık.
Ne var ki, süper devletler arasında sağlanan anlaşmalar ve her ülkede sivil toplum örgütlerinin çabası, belki 2000''li yıllarda, sorunların çözümüne yardımcı olabilir. Silahlanmaya harcanan paraların, sosyal güvenlik alanına kaydırılması halinde, bütün insanlığın huzur ve refahı için adımlar atılabilir.
"Milenyum"un heyecanının, coşkusunu 6 milyar insanın yaşayamadığı gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Kaldı ki, dünyanın sayılı başkentlerinde "milenyum" çılgın bir şekilde kutlanırken ve havai fişeklerin, ışık, renk ve ses gösterilerinin coşkusu tadılırken, Çeçenistan''da yaşananlar da ortada.
Rusya''nın başına, ısmarlarcasına getirilen KGB ajanının, tam 2000''in birinci gününde, sivil halkı boğazlamak üzere, askerlerine bıçak armağan ettiği bu "milenyum" daima hatırlanacaktır sanırız.
Sözde hür dünya, Çeçenistan''a karşı girişilen soykırım hareketini durduramadığı takdirde, "milenyum"un ne gizemi, ne coşkusu, ne de beklentileri gerçekçi olmaz.
Yanlış anlaşılmasın, biz "milenyum"un böylesine coşkulu karşılanıp kutlanmasına karşı değiliz. Fakat, bu mutluluğun bütün insanlığa yayılamadığından dert yanıyoruz.
Üst üste iki deprem ve bunca facia geçirmiş ülkemize gelince, durum daha da karışık bir görünümde.
2000 yılını bir başlangıç kabul edip, yeniden yapılanmayı gerçekleştiremezsek vay halimize...
Bölücübaşı Öcalan''ı asıp asmamadan başlayıp, Kuzey Kıbrıs''ı teslim edip etmemeye kadar uzanan çok çetrefilli politik konuların yanısıra, rayına oturtulmak istenen bir ekonomik değişimle karşı karşıyayız.
Yediden yetmişe bir silkiniş içinde olmamız kaçınılmaz şart.
Enflasyon ve faizlerin düşmesi bile başlı başına bir handikap.
Nereden bakılırsa bakılsın, 2000''in zorlu bir başlangıca ihtiyacı olduğu görülüyor.
Özellikle Türkiye''nin zorlu başlangıcı gerçekleştirmesi ve sağlıklı bir süreç tutturması artık kaçınılmaz.
Bütün olumsuzluklara rağmen "milenyum"un insanlık alemine, hayırlı olmasını dilemeliyiz.

