Kaydet
a- | +A

Kartal''daki okul dehşeti, bizleri ne kadar üzdüyse, ne kadar dehşete düşürdüyse, acı acı düşündürmeli de.

Gerçekten de, daha lise çağındaki gençlerimizin içine düştüğü girdabı artık görmezlikten gelemeyiz.

Çok değerli bir öğretmenimizin şehit düşmesine, genç bir kızımızın komaya girmesine "psikopat" ruhlu da olsa bir delikanlının katil olmasına sebep olan dehşeti benliğimizde yaşatmalı ve ibret almalıyız.

Gençlerimizin ne denli bir atmosfer içinde olduğunu kanıtlayan olay ile ilgili olarak çok şey söylendi, çok şey yazıldı.

Her şeyden önce, böylesine bir dehşetin ne ilk ne de son defa yaşandığını kabul etmeliyiz. Ne yazık ki, yıllardan beri ard arda böylesi dehşetlere seyirci oluyor, daha doğrusu kalıyoruz. Bu arada, özellikle ABD''de bu tür olayların sık sık -hem de daha vahşiyane şekilde- meydana geldiğini unutmayalım.

Bu çeşit olayların sebepleri üzerinde etraflıca duracak uzmanlığa sahip olmadığımız bir yana, çağımızın getirdiği toplumsal cinnetin, kişilere bir yansıyışı olduğunda herkes hemfikirdir sanırız. Bir yayıncı, bir gazeteci olarak bizi ilgilendiren tarafı ile sorunun üzerinde durmak isteriz. Zaten son üç dört yıl içinde, şiddetle ilgili olarak, en az dört-beş yazıyı kaleme aldığımızı hatırlıyoruz.

Daha önceki bir yazımızda, aynen şunları belirtmiştik: "Eğer ABD gibi uygar olduğu kabul edilen süper bir ülkede bile çocukların (gençlerin) şiddete başvurmalarının ardı arkası kesilmiyorsa, televizyonların tahribatını ''ciddi'' bir şekilde incelemeye ve tartışmaya gerek var." Uzmanlar tarafından da, her fırsatta belirtildiği gibi, çoğu şiddet olaylarının kaynağı, ne yazık ki zararlı televizyon yayınları.

Televizyon yayınlarının şiddeti işlemesi, belki raytingi yükseltiyor fakat gençlerimizi, özellikle körpe dimağları çöküntüye götürüyor. Şiddetin ortalığı kasıp kavurduğu ve özellikle çocuklarımızı tahrip ettiği bir ortamda, şimdi RTÜK''ün işi daha sıkı tutması, bu arada reklam verenlerin duyarlı olması beklenir. Bir tarafta, RTÜK yayınladığı kuralların harfiyen uygulanmasını sağlarken, diğer yandan; reklam verenler; şiddet, korku ve müstehcenlik içeren yayınlara reklâm vermeyi mutlaka durdurmalı.

Öte yandan, ailece bazı önlemler de almamız lâzım. En azından, çocuklarımızın televizyon izleme saatlerini denetim altına almalıyız. Televizyonların yüzde 44.5''i şiddet içeren programlarından, çocuklarımızı korumak için ne yapsak yeridir sanırız.

Şimdi de, bazı önlemleri tekrarlamak ihtiyacını duyuyoruz. Çocukların televizyon izledikleri saatlerde, şiddet içeren programlara yer verilmemeli. Çocuklara yönelik programlar hazırlanırken, "uzman" görüşleri alınmalı. Özellikle, çizgi filmlerdeki şiddete hemen son verilmeli. Yapımcılar, insan iletişimi, psikoloji ve pedagoji alanlarında eğitilmeli. Sevgi ve saygı temasına ağırlık verilmeli. Medyada; şiddete yönelik denetim mekanizması işletilmeli. (Burada, Basın Konseyi''ne büyük görevler düştüğüne inanıyoruz) Gazetelerin televizyon programlarına yer veren bölümlerinde ve ekranın bir yerinde, şiddet içeren programlar için mutlaka "işaret" konmalı. Program yayınlanmadan önce, sık sık uyarıda bulunulmalı. Gittikçe yoğunlaşan ve dehşet verici boyutlara ulaşan olaya, nereden bakılırsa bakılsın, her şeyimiz olan çocuklarımızı "zararlı" yayınlardan koruma gereği, hatta mecburiyeti karşımıza çıkıyor. Bütün olumsuzluklara ve güçlüklere rağmen, bu "kutsal" görevi yerine getirmek zorundayız.

Israrla tekrarlıyoruz, "ağaç yaşken eğilir." Lütfen, çocuklarımıza sahip çıkalım. Körpe dimağları, tehlikelerden koruma bilincine varalım. Yoksa, daha çok trajik olaya dehşet duyarak tanık oluruz. Bilerek veya bilmeyerek, şiddet içeren yayın yapan bazı televizyon kanallarını "insani" sorumluluğa davet ediyoruz.