Bu hafta da, yine "trafik canavarı" üzerinde duruyoruz. Geçen yazımızda dediğimiz gibi, aslında trafik sorunu her an, hepimizin uğraşı olmalı. Daha doğrusu, buna kendimizi "mecbur" hissetmeliyiz.
Eğer bir ülkede, trafik kazalarında, yılda en az 6 bin kişi can veriyorsa, sorun ciddi olmaktan öte, "vahim bir hal almıştır" denilebilir.
Gerçekten de; alınan bütün önlemlere rağmen, Türkiye''de trafik kazaları azalmak bilmiyor. Neredeyse televizyon haberlerinin tümünde, trafik kazalarından bahsedilir, gazetelerin üçüncü sayfalarının yarısı "canavar"ın cinayetleriyle kaplı.
Binbir güçlükle çıkarılan trafik yasasına rağmen, özellikle şehirlerarası trafiğin düzelmediği ne yazık ki büyük bir gerçek.
Başka bir gerçek de; trafiğin sağlıklı bir şekilde akmasını sağlamakla yükümlü duruma tam olarak hakim olamaması veya çok yetersiz kalması ile özetlenebilir.
Çektiklerimiz ve gördüklerimiz, trafiğin ne denli "acınacak" durumda olduğunu gösteriyor. Her şeyden önce; yılların ihmaline uğramış yolların yetersiz olduğu ve hiç de sık yapılmayan denetimlerin gayet "laçka" bir şekilde cereyan ettiği hemen fark ediliyor. Çukur, tümsek ve kavislerle dolu yolda, arka arkaya seyreden konvoydan, seçilen bir otonun sürücüsüne verilen ceza hiçbir şekilde caydırıcılık hükmünü icra etmiyor. Zaten yokuş başlarında, sırf ceza yağdırmak için adetâ "pusu" kuran trafik ekiplerinin gayretkeşliği, bir kazayı önlemeden ve caydırıcı olmaktan ziyade, kurnazca kurulan bir tuzaktan öte değil.
Hurdaya çıkması gerekli radar destekli, önsezi, tahmin veya "seçmece" usulü ile özellikle özel otolara ceza yağdırıldığını da yakından biliyoruz. Aynı hız ve şekilde arka arkaya seyreden üç dört otomobilden birini çevirerek "hız tahdidini geçtiniz" veya "yanlış sollama yaptınız" gerekçesiyle ceza yazıldığına da çok kez tanık olduk. Ne yazık ki, yol boyunca birkaç defa tekrarlanan böylesine gayri ciddi denetim şeklinin, çeşitli suiistimallere yol açtığı da öne sürülebilir.
Bir tırmanma şeridinde, önünüzde normal hızıyla seyreden bir kamyonu geçerken, daha fazla hız yapma mecburiyetini bile "tesbit" etme pusuları kuran ekipler mevcut. Oysa, çoğu trafik kazalarının müsebbiblerinin kamyon ve bazen otobüslerin olduğu apaçık.
Böylesi ayrıntı üzerinde durmamızın asıl sebebi, karayollarının baştan sonuna kadar çağdaş radarlarla donatılması ve memurların şahsi becerilerinden ziyade, gereçlerin ihlalleri gerçekçi bir şekilde tesbit etmelerinden başka değil.
Bir sürücü, karayollarında belirlenen hız limitini aştığı takdirde bilimsel şekilde tesbit edilebileceğine mutlaka inanmalı. Gerçek kanıtlara dayalı bir radar denetimi elbette fayda sağlar. Ancak çoğu güzergâhlarda, böyle çağdaş araç ve gereçlerin olmadığı da biliniyor. Diyeceğimiz şudur ki; hiçbir ilmi veriye, temele sahip olmayan denetimlerin tek yararı, maliyeye kazandırılan paradan başka bir şey değil. Zaten bu tür denetimlerin yararı olsaydı, yılda 6 bin vatandaşımız da can vermezdi.
Ne yapıp yapıp, yuva söndüren "trafik canavarı" ile baş etmeliyiz.
Daha önceki yazılarımızda da belirtmeye çalıştığımız gibi, trafik her şeyden önce bir eğitim, altyapı ve kuralları benimseme manzumesi ile izah edilebilir.
Yoksa, kendilerini ceza yazmaya yönlendirmiş ekipler, hiçbir sorunu çözemezler. Böylesi denetim, vakit ve eleman israfından da başka bir şey değil. Ceza yazmaktan ziyade, karayollarını, çağdaş radarlarla donatıp, elemanları da "fuzuli sagil" pozisyonundan kurtarmak gerekir.
Aslında, trafik sorunu, üzerinde her gün durulması, sadece sürücüde hata aranmaması gereken bir önem ve öncelik taşır.

