Gerçekten de, hiçbir zaman, "neden hep deprem konuşuluyor, yazılıyor" diye sızlanmayın. Hatta, "şu deprem yazısı da nereden çıktı, ne oluyor" şeklinde serzenişiniz olmasın!..
Tabii ki, "mukadder" olan gerçekleşir.
Ne var ki, alınabilecek önlemleri, yapılması gerekenleri hiçbir zaman görmezlikten gelemeyiz.
Depremin "gör" dediklerini, yabana atamayız.
Ancak, bunca felakete rağmen, hâlâ gereken dersin alınmadığını, özellikle bürokrasinin bildiğini ve bellediğini okuduğunu üzülerek görüyoruz. Bu Türkiye''nin kaderi mi nedir bilinmez, bir türlü bürokratik engeller aşılamıyor, "mevzuat hazretleri" her seferinde kendini hissettiriyor.
Gerçi, hükûmetin deprem bölgelerinde, yavaş yavaş kendisini hissettirmeye başlayan hizmet ve organizasyonları için, diyeceğimiz bir şey yok.
Yani, yaraların sarılmasında, büyük başarı elde edildiği de söylenebilir,
Fakat, maazallah yeni depremler için, esaslı önlemlerin alınmasına başlanamadığı öne sürülüyor.
Özellikle İstanbul ve çevresinde, deprem riskinin büyük olduğuna dair, bilim çevrelerinin "tam mutabakatı" olduğuna göre, ne bekleniyor.
Denilebilir ki, vilayet ve belediyeler, kendi çaplarında çalışma yapsınlar.
Çok yakından biliyoruz ki; ne vilayetlerin, ne de belediyelerin parası yok.
6 veya 7 saniye önce, depremi haber verebilecek sistem olmak üzere, geniş bir önlem paketini, sadece devletin ele alabileceğini sanıyoruz.
Her ne kadar; elektrik, su ve havagazını depremle birlikte devredışı bırakacak bir sistemin kurulması için, Kandilli Rasathanesi tarafından "şartname" hazırlandığının bilgileri mevcutsa da, bu işin uzaması bizleri endişeye götürüyor.
17 Ağustos''tan beri, her artçı veya hafif depremle önce korkuyoruz, ardından endişeleniyoruz en sonunda da ne yazık ki, herşeyi unutuyoruz.
Risk var mı yok mu tartışmalarını bir yana bırakıp, geçmişteki depremleri de hiç unutmayarak, kolları sıvamalıyız.
Yüzde 50''nin üzerinde risk varsa bile, bu yediden yetmişe hepimize büyük uyarı olmalı.
Bir yandan, herkes evini güven altına almanın yollarını ararken, bir yandan da devletin yardım elini uzatması gerekiyor.
Üstelik, devletin çeşitli adlar altında, vatandaştan kestiği paraların sadece, deprem bölgelerinde konut yapımı için kullanmıyacağı ortada.
Bir an önce, başta "erken uyarı sistemi" olmak üzere, çeşitli önlemlerin alınmasını diliyor ve bekliyoruz.
En basitinden, her belediye, içinde helikopter alanı, poliklinik, mobil haberleşme istasyonu, jeneratörü ve sosyal çadır üniteleri olan bir "deprem parkı" kuramaz mı?
Hatta, Anaşehir Belediyesi''nin organizesi ile şimdiden iki üç helikopter, gezici hastane, deniz ambülansı temin edilemez mi?
Hele, sivil savunma ekiplerinin hâlâ, bir depremde görev yapacak kapasiteye getirilmediğini iddia edenler mevcut. İddialar doğruysa, geçen bunca zamana rağmen, "pes" doğrusu.
Muhtemel bir deprem kaçınılmaz olabilir, ancak önlem almamak en büyük gaflet değil mi?
Hiçbir zaman, 17 Ağustos''u ne unutalım, ne de unutturalım!..

