"Pansuman için açtığım yaradan duman çıktı, sonra o bölge yanmaya başladı. Oksijen ile yaradaki fosfor reaksiyona girmişti. Hastalar, göz göre göre yanıyordu..."
FOSFOR BOMBASI insanları eritiyordu!
İsrail''in Gazze''ye yönelik 22 günlük saldırısı sırasında yaşananlar bir bir gün yüzüne çıkıyor. İsrail''in orantısız güç kullandığı saldırılarla ilgili olarak dünyayı ayağa kaldıran ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan''ın da Davos''ta tepkisine sebep olan Gazze gerçeğini, bölgeden dönen insani yardım kuruluşları ve doktorlar anlattı. İsrail''in ağır bombardıman altında tuttuğu Gazze''ye bütün engellemelere rağmen girmeyi başaran İHH İnsani Yardım Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Yıldırım, Yönetim Kurulu Üyesi Osman Atalay ve Plastik Cerrahi Uzmanı Mehmet Veli Karaaltın ile eşi Baş ve Boyun Cerrahi Uzmanı Ayşegül Karaaltın; dünyanın gözü önünde Gazze''de insanlık suçu işlendiğine dikkat çekti. OTURUP BEKLEYEMEZDİK Amerika''da doğup büyüyen ve daha önce de birçok savaş bölgesinde görev yapan Kerkük asıllı doktor Mehmet Veli Karaaltın, yaşadıkları karşısında dehşete düştüğünü belirterek, şunları söyledi: "Savaşın ilk günleriydi. Televizyona yansıyan görüntüleri görünce, baş ve boyun cerrahi uzmanı eşimle birlikte ''Acaba bize ihtiyaç var mı?'' diye düşünmeye başladık. Çünkü Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü ve Yeryüzü Doktoraları Örgütü üyesi olarak savaş bölgelerinde uzun süreli çalıştım. Biz plastik cerrahlara savaş bittikten 10 gün sonra ancak iş çıkardı. Ancak ekranlardaki görüntüleri görünce duramadım. Hem eşimin hem de benim orada olmamız gerekiyordu. O insanların bize ihtiyacı vardı. Oturup karar verdik. Bu bölge üzerinde uzun süredir çalışan İHH''ya müracaat edip bizi göndermelerini istedik." Hazırlıkların iki gün gibi kısa bir sürede tamamlandığını, ertesi gün gece yarısı Mısır''a indiklerini anlatan Karaaltın; buradan da 6 saatlik bir kara yolculuğunun ardından önce Ariş''e, oradan da Refah sınır kapısına ulaştırıldıklarını kaydetti. Karaaltın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Dünyanın değişik bölgelerinden çok sayıda doktor gelmişti. Sudanlı ortopedi cerrahlarını gördüm. Bütün teçhizatlarıyla gelmişlerdi. Fakat sınır kapısında içeri kimse sokulmuyordu. Hatta İskoçlu doktorlara ait bir minibüsün üzerinde, Türkçe karşılığı bırakın ilaç içeri girsin'' şeklinde olan İngilizce bir slogan vardı. Ama Mısır''ın engellemeleri insanı çileden çıkarıyordu. Bir yolu bulundu. Mısır, ''ölürsek kimse sorumlu değildir'' yazılı bir ikrarname imzalatıp bizi içeri gönderdi. Labirent gibi bir yolu otobüsle geçirdiler. Barikatlar, bariyerler... Filistin bayrağını görünce merakımız bir kat daha arttı. İçeride neler oluyordu? Sanki bir hapishaneye giriyormuşuz izlenimi oluştu. Kapıda güler yüzlü insanlar bizi karşılayınca bütün endişelerimiz sona erdi. Herhalde insanların durumları iyi diye düşündük. Hepsi güler yüzlüydü. YARDIMLARI PAYLAŞTILAR Biz onlara moral verecekken, onlar bize moral veriyordu. Gece Refah''ta AB''nin yaptırdığı bir hastanede konaklayacaktık. İlk şoku da orada yaşadık. Filistinliler, ellerinde peynirler, ekmekler, konserveler, yataklarla bize geldiler. Kendilerine gelen yardımları bize taşımaya başladılar. Bu yardımlara onların ihtiyacı vardı. İtiraz ettik, fakat aldığımız cevap çok manidardı, ''Biz kardeşiz, neyimiz varsa paylaşırız, hepimize yeter!'' Gece boyunca bombardıman altında, doktor olarak bir şey yapamamanın ızdırabı ile elimiz kolumuz bağlı bir şekilde beklemek zorunda kaldık." Ertesi gün savaşın şiddetli bir şekilde yaşandığı Gazze''nin iç bölgelerine götürüldüklerini anlatan Doktor Karaaltın; yolda kendisini Hacettepe''den arkadaşı olan Filistinli İlhab''ın kendisini aradığını, ''Mehmet abi, nasıl gelebildiniz? Allah bin kere sizden razı olsun. Bizleri çok mutlu ettiniz. Siz ne isterseniz emrinizdeyim'' diyerek ağladığını anlattı. Gazze''de Şifa Hastanesi''nde göreve başladıklarını ifade eden Doktor Karaaltın, "Gün boyu yüzlerce yaralı hastaneye taşınıyordu. İnanın insanın kanını donduracak görüntülere şahit oluyorduk. 12-15 yaşında iki ayağı birden kopmuş çocuklar getiriliyordu hastaneye. 30 santimetre çapında bir alanda patlayan, ödürmeyen, ama insanı sakat bırakan bir bomba ile yaralandıklarını söylüyorlardı. O bommayı sonradan ben de gördüm. Öldürmek istemiyorlardı. Bu insanlar sakat kalsın, yılsınlar isteniyordu. Yapılanlar insanlık dışıydı" diye konuştu. OĞULLARI ÖNÜNDE ERİDİ Arapça ve İngilizceyi çok iyi bildiği için sürekli halkla da konuşan Karaaltın, atılan fosfor bombaları sebebiyle birçok insanın etlerinin yanarak yavaş yavaş öldüğünü söyledi. Hastaneye yaralı olarak getirilen yaşlı bir adamın ''üç oğlum gözlerimin önünde eridi'' diyerek, yüksek ısı saçan fosfor bombasını tarif ettiğini dile getiren Karaaltın; 62 yaşındaki yaralı bir kadını pansuman ederken de fosfor bombasının etkilerine şahit olduğunu şöyle anlattı: "Kadının vücudunun çeşitli yerlerinde küçük küçük yanıklar vardı. Pansuman etmek için açtığım yaralardan, hava ile temas edince önce duman çıktı, sonra için için yanmaya başladı. Oksijen ile yara içindeki fosfor reaksiyona girmişti. Yaralar kısa sürede genişlemeye başladı. Kadın göz göre göre yanıyordu. Daha önce de bu şekilde yara gören Filistinli doktor, elinde karbonatla koşarak yanımıza geldi. Yaranın üzerine dökerek o maddeyi sülfirik asite dönüştürüp yanmayı önledi."
FOSFOR BOMBASI insanları eritiyordu!
"DOKU NAKLİ BİLE YAPTIK" Eşi Ayşegül Hanım''la birlikte savaş bölgesinde yaşadıklarını anlatan Mehmet Veli Karaaltın; Gazze''de ilk defa doku nakilleri yapıldığını söyleyerek şunları anlattı: "Bunu da Türk doktorlar başardı. Hastanede yataklar çok kötü olduğu için bu hastaları dahi bir iki günde taburcu ettik. Türkiye''de olsa, bu hastalar en az 6 ay, bir sene yatardı..." Doktor Ayşegül Hanım da, "Gazzeli çocukların psikolojileri o kadar bozuk ki; kendilerine çikolata vermek istedik, ama kabul etmediler. Çünkü bunları da, uçaklardan atılan zehirli şekerlerden sandılar" diye konuştu. DR. AYŞEGÜL ANLATIYOR ŞEHİT olmayı bekliyorlardı Gazze''deki insanların şahadetten başka bir şey düşünmediğini söyleyen Baş ve Boyun Cerrahisi Uzmanı Ayşegül Karaaltın; Gazze''deki halkı "Onlarda ölüm korkusu diye bir şey yok. Her şeyi aşmışlar. Sadece ''biz ölürsek şehit olacağız'' diye bekliyorlar. Geri kalan hiçbir şey umurlarında değil" diye tanımladı. Gazze halkının her şeye rağmen yılmadan çalıştığını söyleyen Karaaltın, "Bu dünya için de çalışıyorlar. Hep gelişmek için çabalıyorlar. Eğitime çok önem veriyorlar. Yüzde 95''e yüksek öğrenimli. Herkes çocuğunu okula göndermeye çalışıyor. Herkes ilerlemeye çalışıyor. Böyle bir topluluk görünce çok şaşırdık ekranlara yansıyandan farklı. Onlar için savaşla ölüm bir gerçek, ama onlar ölüme bizim baktığımız gibi bakmıyorlar" dedi. GÜNAYDIN bombaları Gazze''de İsrail''in her gün psikolojik savaş verdiğini anlatan Ayşegül Karaaltın şöyle devam etti: "Bombardıman günün belli saatlerinde yapılırdı. Mesela her sabah, bizim adını günaydın olarak koyduğumuz 8.00-9.00 arası yapılan bir bombardıman vardı. Sahilden atılırdı. İstisnasız bu olurdu. Maksat insanlar tedirgin olsun. Bu bombardımanlara bağlı olarak çok sayıda işitme kaybı vakası ile karşılaştık. Kiminde zar yırtılması, kiminde travmaya bağlı kayıplar vardı. Üstelik bunların çok uzun süreli takipleri gerekiyordu. 3 bin 500 tane hekim olmasına rağmen imkânların yetersizliğinden birçok vakaya geçici çözümler uygulandı. Eşimin arkadaşı olan İlhab KBB uzmanı idi, onunla çok sayıda ameliyat yaptık. Hatta bir hasta için İHH''dan kulak içi protez talebimiz oldu. Türkiye''den protez getirdiler. Takabildiğimiz hastalara protez taktık." Çocuklar acı çekiyordu Şifa Hastanesi''nin yanık ünitesine getirilenler arasında yanarak ölmüş çok sayıda çocuk olduğunu söyleyen Doktor Karaaltın, yaralı çocuklarının yanıklarının ise çok ileri düzeyde olduğunu anlattı. Yanık tedavisinin çok ağrılı ve ıstırap verici olduğunu ifade eden Karaaltın, "Türkiye olsa, bu çocuklar kesinlikle uyutulmadan pansuman edilmez. Ama burada öyle bir imkân yok. Bazı çocukların vücutlarının neredeyse yanmadık yeri kalmamış, ki bu yanıkların pansumanı bile çok acılıdır. Düşünebiliyor musunuz, 3 yaşında 5 yaşında çocuklar bağıra bağıra pansuman ediliyordu. Kimileri acıdan bayılıyordu. O acıyı hem tedavi edilirken, hem de hayatları boyunca çekecekler" diye konuştu. Yarın: Ağlamıyorlardı