Orman Yüksek Mühendisi Kenan Ünaldı''nın Ankara-Sinop arası seyahatte tanıdığı yaşlı bir hanımefendiden dinlediği ve bir kere daha kahrolduğu bir hatıradır bu...
Hanımefendi hatırı sayılır bir devlet memurudur. Şu anda izin dönüşü yapmaktadır. İznini de Amerika''da okuyan kızının yanında geçirmiş. Amerikalıların hayatı, içine öylesine işlemiş ki, sanki tekrar Türkiye''ye dönmekten bin pişman.
İki de bir "Ah Amerika vah Amerika" deyip duruyor. Bu nedenle Amerika hayranlıklarını ve izlenimlerini daha ben sormadan başladı iştahlı iştahlı sayıp dökmeye... O''na göre Amerika hiç eksiği olmayan bir refah ülkesi. Her şey hesaplı kitaplı, plânlı programlı. Kimsenin kimseyle uğraştığı yok. Gelip geçiciliğine aldırış edilmeden şu yalancı dünyanın güllük gülistanlık geçmesi için ne lâzımsa ihmal edilmemiş. Kolaylık ve rahatlık her şeye hâkim. Yokluk yoksulluk emaresi de görünmüyor. Hanımefendi''nin konuşmasına hiç nokta koymayacağını anlayınca, nezaketsizlik yapıp sözünü kesip sordum: "Hanımefendi", dedim, "Şu Amerikalıların bir başka, ya da öteki yüzü yok mu?" -Benim için Amerika deyince gözlemlediğim bir yüzü vardır. Varsa öteki yüzü beni ilgilendirmedi?"
-Peki, Amerikalıların metafizik ürpertileri yok mu? O kiliselerin çanları ne için, kimin için çalıp duruyor? -O yönleri ne sordum ne de soruşturdum? -Anladığıma göre bu seyahat sizi tepeden tırnağa Amerikalılaştırmış? Hayatları sizi âdeta büyülemiş... Bu halinizle sakın kızımızı oralarda bırakıp, bir Amerikalıya kaptırmayasın? Sözüm ağzımda kaldı. Ben bunu biraz da şakayla karışık sormuştum. Meğer kadın dünden bayılıkmış. Sözünü "ah"larla bezeye bezeye, "e"leri dize dize, vücudunun birçok noktasını da harekete geçirerek, insanın kanını donduran bir kendinden geçmişlikle "keşkeee" deyiverdi. Kadının niyeti ve beklentisine bakın. Bundan daha da üzüntü vereni ise böyle düşünenlerin sayısının gün geçtikçe çoğalması... Sizin "Romanlaşan Hayatlar" köşenizde 30 Eylül 2000 tarihli söyleşinizin konuğu Cenajans Grey Yönetim Kurulu Başkanı M. Nail Keçili de sanki şu hanımefendiyi bizzat dinlemiş gibi bakınız, onun gibi düşünen ve davrananlara hitaben neler söylüyor: "Biz, muhteşem medeniyetler mozayiği ve yine muhteşem görüntüsü olan bir toplumuz. Buna rağmen bu toplumun problemi özünden kopmaya çalışmaktadır. Özümüzden kaçma gayreti içerisinde olan toplumumuzun inanılmaz bir dağılımı var. Bir kısmı Amerika özlemi içerisinde, bir kısmı Avrupa, bir kısmı Arabistan özlemi içerisinde. Oysa siz kendinize dönüp baksanız, bütün o, toplumlar aslında sizin özleminizdeler? " Sayın Keçili''nin bu tespitine uygun bir görüş de, "İntihara Mahkûm Milletler" adlı eserde yer alıyor:
"Batının intiharını, hazcılık felsefesi, yani dünya zevkini insan hayatının tek değer ve amacı olarak görme, haz veren her şeyin iyi olduğunu savunma anlayışının toplum katmanlarını sarmış olması hazırlamıştır!" Ne diyelim ve el kaldırıp dua edelim ki Yüce Rabbimiz şu aziz milleti, intihara mahkûm milletlere imrenmek hastalığından ve aldanışından, dolayısıyla kökümüzden kopmaktan, kısaca şu hanımefendinin düştüğü zilletten korusun. Sayın Kenan Ünaldı beyin bu hatırasını gerçekten üzülerek okumuş oluyoruz. Anlattıklarında tamamen haklı. Fakat şunu sormadan edemiyoruz: Bu insanları refaha ulaştıramayan yöneticilerin hiç mi kabahati yok?

