Kaydet
a- | +A

“Bugün kimse gelemez” diye düşündüm. Sobayı yakarken dışarıdan bir ses duydum...

Köy öğretmenliğimi anlatmaya bugün de devam ediyorum... Bir kız çocuğu ayağa kalktı.

“Doktor olacağım. Annem çok hastalanıyor.” Arka sıradan bir ses geldi: “Ben öğretmen olacağım. Sizin gibi.”

Boğazım düğümlendi. “Ben de köy çocuğuydum” dedim. “Okumak isteyen insanın önünde kar da duramaz, dağ da.”

Sınıf sessizleşti. Öğleye doğru kapı çalındı. İçeri kısa boylu, ciddi görünümlü bir adam girdi.

“Ben okul müdürü” dedi tok bir sesle. Birlikte sobanın yanında çay içtik.

“Hocam” dedi “burada öğretmenlik kitapta yazdığı gibi değildir. Bazen doktor olursun, bazen ağabey… Bazen de köyün tek umudu.”

Başımı salladım. “Hazırım Müdür Bey.”

Gözlerimin içine baktı. “İnşallah hevesin kar gibi erimez.” O akşam Emin, teneffüste getirdiği gibi yine çay getirdi. “Hocam” dedi, “çocukları sevdin mi?” “Sevdim” dedim. “Onlar kar altındaki kardelen gibi.”

Emin gülümsedi. “Burada umut kolay yetişmez. Ama bir tutundu mu, kökü derindir.”

Dışarıda kar yağmaya başlamıştı. Sobanın ışığı duvara titrek gölgeler düşürüyordu. O an anladım. Ben buraya sadece ders anlatmaya gelmemiştim. Bu çocuklara hayal kurmayı öğretmeye gelmiştim. Ve içimden sessizce söz verdim:

“Bu dağ köyünde tek bir çocuk bile karanlıkta kalmayacak...” Kar yağmaya devam ediyordu. Ama artık o beyazlığın içinde bir umut ışığı yanıyordu. Yeniçevre’de kış artık iyice bastırmıştı. Bingöl dağlarının dorukları beyaz bir sessizliğe gömülmüş, rüzgâr çatılara çarpa çarpa uluyordu. Okulun kapısını sabah açtığımda kar neredeyse diz boyuydu. Bahçeye açılan patika kaybolmuştu. “Bugün kimse gelemez” diye düşündüm. Tam sobayı yakıyordum ki dışarıdan bir ses duydum:

“Öğretmenim!”

Kapıyı açtım. Karın içinden bir tünel uzanıyordu! Küçük ellerle kazılmış, iki yanına duvar gibi kar yığılmış bir yol… Bir baş göründü. Fatma’ydı. “Geç kalmadık değil mi?” Arkasından diğerleri… Yüzleri kıpkırmızı, kirpikleri buz tutmuştu:

“Bu yolu siz mi açtınız?” “Evet öğretmenim” dedi Mehmet gururla. “Sabah erkenden çıktık.”

İçimde bir şey sızladı. Bu sadece okula gelmek değildi, Geleceğe yürümekti. Soba yanarken çocukları karşıma aldım. “Dün hayallerinizi konuşmuştuk” dedim. “Bugün hedeflerimizi konuşalım. Elif el kaldırdı: “Öğretmenim, mühendis olursam bu köye köprü yaparım. Kar gelince yol kapanmasın.” DEVAMI YARIN

Ünal Bolat'ın önceki yazıları...