“Kadınlar mutfakta nohut kavurur, tane tane çıtırdayan nohutlar bir tabağa dökülürdü”
Akşam okuldan çıkarken dağların eteklerinde yankılanan çocuk sesleri köyün sessizliğini deliyordu. Ali yanıma koştu. “Öğretmenim, kar ne kadar yağarsa yağsın, biz yine geliriz.”
Omzuna elimi koydum; “Ben de burada olurum Ali.”
Gökyüzünden kar inmeye devam ediyordu. Ama artık o kar bana soğuk gelmiyordu. Çünkü biliyordum…
Yeniçevre’nin çocukları yalnızca bilgiye değil, sevgiye de koşuyordu. Ve ben, o sevginin ortasında, bir öğretmen olmanın gerçek anlamını öğreniyordum. Yeniçevre’de zaman karla ölçülürdü. Kar yağınca yollar kapanır, sesler azalır, hayat yavaşlardı. Ama umut… O hiç yavaşlamazdı.
Bingöl’ün Genç ilçesine bağlı bu küçük köyde, okul bazen karın altında kaybolurdu. Sabahları kapıyı açtığımda önümde beyaz bir duvar bulurdum. Bir sabah yine dizlerime kadar kara bata çıka ilerlerken ayağım kaydı. Sırtüstü düştüm. Gökyüzü bembeyazdı. Tam o sırada uzaktan bir ses:
“Öğretmenim! İyi misiniz?”
Fatma ve Mehmet koşarak geldiler. “Öğretmenim, biz sizi almaya geliyorduk zaten” dedi Mehmet nefes nefese.
“Bu yol çok kaygan.” Gülerek doğruldum. “Demek öğretmeni öğrenciler kurtaracak ha?”
Fatma ciddi bir yüzle cevap verdi:
“Öğretmenim siz gelemezseniz biz de gelemeyiz.” O cümle, içimde yankılandı. Demek ki öğretmenlik sadece ders anlatmak değildi… Yol açmaktı. Köyde elektrik yoktu. Akşam olunca hayat gaz lambasının titrek ışığına emanet edilirdi. Köyde beni misafir eden Yusuf Amcanın evinde kaldığım günleri hatırlıyorum. Misafir odasında soba yanar, çıtırtısı konuşmalara karışırdı.
“Hocam” derdi Yusuf Amca, “şehirde gece böyle sessiz midir?”
“Hayır” derdim. “Ama hiçbir yer burası kadar yıldızlı değil.”
Radyo açılırdı. Cızırtıların arasından bir gurbet türküsü yükselirdi. Emin çay doldururken sorardı: “Memleketi özlüyor musun hocam?”
Bir an susardım.
“Özlüyorum… Ama burada da bir memleket kurdum kendime.”
Kadınlar mutfakta nohut kavururdu. Tane tane çıtırdayan nohutlar bir tabağa dökülür, sohbet uzadıkça eksilirdi. Mehmet’in annesi bir gece bana dönüp şöyle dedi:
“Hocam, çocuklar eskiden okulu yarıda bırakırdı. Şimdi sabah bizden önce kalkıyorlar.”
DEVAMI YARIN

