Annem, beni bir kenara çekip, anlatmaya başladı. Babamın gurbet arkadaşının oğluymuş. Mesleği yerindeymiş. Babam damat adayını çok beğeniyormuş. Bir hafta içinde evimize misafir gelecek, bu vesileyle dünür olacaklarmış... Annem bunları anlatırken, gözlerimin önünden gizli nişanlım geçiyor ve gülümsüyordu. Bana: "Biz ikimiz ne kadar mutluyuz değil mi" der gibiydi... Fakat annemin anlattığına bakılırsa, babamın niyeti çok ciddiydi. Annemin babama karşı gelemiyeceğini de biliyordum.. Bir an çıldıracak gibi oldum: -Hayır anne!. Ben okulumu bitirene kadar evlenmek istemiyorum. Kesinlikle kabul edemem!. Babama nasıl anlatırsan anlat! diyerek kestirip attım. Annemin ve dolayısıyla benim asıl sıkıntımız, babama okuldan bahsedememekti. O zaman da ortaya esaslı bir mazeret koyamazdık. Annem, benim nişanlandığımı bilmediği için, haklı olarak diyordu ki: -Kızım, nişan süresini uzatırız. Zaten babanın bir senesi var. O zamana kadar senin de okulun bitiyor. Okul bitişinde evlenirsiniz. Olur biter... -Yani anneciğim, sen bu dünürlüğün kesin olacağına inanmış gibi konuşuyorsun. -Kızım, inanıyorsun da ne demek, baban nerdeyse kesin olarak söz vermiş. Ben ne yapabilirim ki? Düşündüm kendi kendime. Henüz nişanlı olduğumu bildirmeden de bu işi reddebilirdim. En son çareydi o sırrımı söylemek... Cevap verdim bilgiç bilgiç: -Hayır anne!. Bu evliliği siz yapmayacaksınız ben yapacağım!.. Dolayısıyla kararımı da ben veririm tamam mı? Annem, başını iki yana sallayıp, "Bu cesaretini bana değil babana göster" diyerek kapattı konuyu... O andan itibaren yaşadığım her dakika bana azap olmaya başlamıştı. İçimden bir ses haykırıp duruyordu: "Bunları yüz üstü bırak git!.. Ne halleri varsa görsünler. Nasıl olsa, bir senen kalmış. Okul bitiminde de nişanlınla evlenirsin olur biter!.." Fakat bu sesi haykırışıma rağmen cesaret edemiyordum. Çünkü, evliliği kesinlikle reddetersem, işler kendiliğinden düzelecekti... Uykusuz geçen bir gün beş gün derken, babamın davet ettiği dünürlerimiz gelmişti... Tabii onlar beni ev kızı zannediyorlardı... Kaynanam olacak hanım, beni modern kılık kıyafette görünce ilk notunu vermiş. "Bu kızdan bize gelin olmaz!" demiş.. Tabii bu arada, damat adayı da gelmişti evimize. Usulen görüşüp konuştuk. Kendisine ciddi ciddi ve hiç çekinmeden dedim ki: -Babalarımız belki arkadaştır. Belki iyi niyetle gelmiş olabilirsiniz ama, size samimiyetle söyliyeyim ki, bu evliliği asla kabul etmiyorum. Bilmiş olun! Oğlan oldukça anlayışlı biri çıktı. Bana açık sözlü oluşumdan dolayı teşekkür etti... Sonra ana babasına, benim anlattığım gibi değil de, başka mazeret uydurarak bu evliliğin olmayacağını söylemiş... Bilemiyorum, belki de beni beğenmediğini söylemiştir. Fakat, hiç umulmadık bir şekilde başlamasıyla bitmesi bir olan bu dünürlük işine, babam çok üzülmüştü. Tabii babamın arkadaşı da...
Önce çok korktuğum fakat, tereyağından kıl çeker gibi sıyrıldığım bu hadiseden sonra tekrar eski neşem yerine gelmişti. Babamın üzüntüsü umurumda bile değildi... Derken, babam, bana küsmüş olmasa da kahrederek Almanya''ya döndü... Ben de, bir yıl gibi gelen bir aylık aradan sonra nişanlıma kavuşmuştum... Yaşadığım macera dolu günleri ballandıra ballandıra anlattım.. Uzatmayayım, okulu bitirip diplomalarımızı aldıktan sonra, nişanlımla evlenmeye karar verdik... Nasıl olsa babam kesin dönüş yapacaktı. Nişanlım da, ailesine durumu bildirecek ve dünürlüğe geleceklerdi... Adres vererek dünür gelmelerini beklemek üzere veda ettik birbirimize... O memleketine ben memleketime döndüm.. Babamın kesin dönüşünden onbeş gün sonraydı... Beklediğim dünürler çıkıp geldiler. Beni tatlı bir heyecan kapladı. Nişanlımla arzu ettiğimiz hayata kavuşmamıza az kalmıştı... (Devamı yarın)

