Merhaba Hayatım Roman Köşesi. Bu mektubu size "Kırık kalp" rumuzuyla Zonguldak''tan yazıyorum. Böyle bir köşede okurlarınızın derdine ortak olduğunuz için binlerce kez teşekkürler... Ben de sizlere beş yıl önce başıma gelen, yüreğime onulmaz yaralar açan yıllar geçse de asla unutamayacağım acımı anlatmak istiyorum... Sene 1995. Aylardan Mart. Lise son sınıf öğrencisiyim. Derslerimde başarılıyım. Ta ki onunla göz göze gelene kadar.
Okul çıkışında bir polis memuru ile bakışıyoruz. Daha benim yaşım onaltı. Sabahleyin o görevden gelirken ben de okula gidiyorum. Birbirimize tebessüm edip gülümseyerek geçip gidiyoruz. Aradan zaman geçtikçe ona olan duygularım daha hoş bir havaya bürünüyor. Ondan hoşlandığımı hissediyorum. İçimden dualar ediyorum: "Allahım ne olur onunla tanışma fırsatı ver." Bakışlarımız aylarca sürüyor. Ona git gide bağlanıyorum. Sonra öğreniyorum ki meğer bizim apartmanda oturuyormuş. Sevincim ve heyecanım iki katına çıkıyor. Daha sonra bakışmalarımız, gülümsemelerimiz balkondan balkona taşınıyor. Artık anlaşmaya başlıyoruz. Hayat daha bir anlam kazanıyor gönlümde. Mutluluğun tadını yudumluyorum her sabah... Günlerden 7 Temmuz Cumartesi. Gene balkondan bakışıyoruz. Saat mi? Gecenin 03:00''ü... Derken ilk kez o konuşuyor: -Adın ne senin? Adımı söylüyorum. Kendi adını söylüyor ardından. Telefon numarasını veriyor ve ekliyor: -Beni sabah erkenden arayabilirsin. Ah o gece gözüme uyku girer mi?
Sabah oluyor. Onu arıyorum. Daha ilk telefon konuşmamız. Sanki doğuştan onunla birlikteyiz gibi samimiyiz. Telefondan sonraki safhamız, anlaşıp buluşmak oldu. Buluşmalara başladık. Hafta sonları mutlaka buluşuyorduk. Her gün ve gece mutlaka telefon görüşmelerimiz oluyordu. Günler su gibi akıp geçiyordu. Hayat çok güzeldi. Herşey toz pembe dedikleri cinsten işte... Mahallede birçok arkadaşımızın haberi oldu ilişkimizden. Araya çok laflar girse de aldırış etmiyoruz. Onda tarifi imkansız değişmelere şahit oluyorum. Ben de ondan etkileniyorum. İçkiyi bırakıp ibadete yöneliyor hayret!.. Ben de giyim-kuşamıma çeki düzen veriyorum. Birbirimize iyiyi tavsiye etmek, birbirimize iyi örnek olmak içgüdüsü mü nedir bilemiyorum ama her geçen gün manevi atmosfere koşuyoruz bilikte... Eylül ayında eşya almaya karar veriyoruz. Eşya almaya giderken onun, en yakın arkadaşımla buluştuğunu öğreniyorum. Bütün dünyam yıkılıyor. Daha bir hafta öncesine kadar herşey çok güzeldi oysa. Ne oldu?
Bütün bunları ona sorduğumda binbir türlü bahane buldu. Onunla normal arkadaş olarak kalmaya karar verdik. Ailesine gidip konuyu açacağını söylüyor. 1996 Ramazan Bayramında Adana''ya ailesinin yanına gidiyor. Ben de müjdeli bir haber bekliyorum. Yirmi gün sonra geldi ama gelmesiyle bir kez daha yıkıldım. Çünkü güya orada nişanlanmıştı. Bu haberi duyduğumda acil servislik oldum. Ağlamaktan konuşamıyordum. Ailem ne olduğunu anlayamamıyş, ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Günlerce aylarca ağladım. Hiçbir yere sığmıyordum. Ama aileme sırrımı açamıyordum. Onlar da anlamıyordu. Ama görüyordum onu. Benim inadıma eve kız getiriyordu. Ardımdan olur olmaz konuşuyordu. Bunları duydukça kahroluyordum. 5-6 ay sonra bizim apartmandan taşındı. Ondan sonra bir daha görüşmedik. Askere gitti falan. Ben de iki yıllık meslek okulunu bitirdim. Beş sene sonra gene geçende karşılaştık içim burkuldu. Küçük yaşta bana tarifsiz acılar yaşattığı için beddualar ediyordum ardından. Ama ne yaparsam yapayım onu unutamıyorum. Halen ona ağlıyorum. Ve şu anda karşıma çıkan tüm erkeklerden korkuyorum. Kimseye güvenim kalmadı. Keşke, ailemle ilk başta herşeyi açık açık konuşsaydım? Keşke ailem beni dinleyip anlayabilseydi...

