Kaydet
a- | +A

Geçen hafta anne babalara seslenmiş, "Evlendirdiğiniz çocuklarınızı lütfen kendi arzu ve heveslerinize ram etmeye çalışmayın. Onların da birey olarak yaşama hakları olduğunu düşünün" demiştik. Bugün o yazımız üzerine kaleme alınmış rumuz: "Geleceğin Gerçek Ailesi"nin faksına yer veriyoruz.

"Size, verdiğiniz mesajdan dolayı çok teşekkür ediyorum. Zaten kayınvalide olmuş anneler bu tür yazıları okuyup örnek alsalar, böylesi kötü olayların olmayacağını düşünüyorum. Bu vesileyle ben de çok erkenden roman olan hayatımı sizinle paylaşmak ve ibret alacaklara örnek olmak istiyorum. Eşimle üniversite yıllarında tanıştım. Hiç istemediğim halde, eşimin bana olan sevgisi, beni ona yöneltti... Ben onu istemedikçe, o daha çok üstüme düşüyor ve benimle evlenmek istiyordu. Gün geçtikçe ben de onu sevdiğimi anladım. Böylece ileriye dönük hayaller kurmaya başladık. Bu bizim en doğal hakkımızdı. Çünkü ne cahildik ne de çocuk. Eşim yavaş yavaş bu konuyu ailesine açmış, onların da fikirlerini almıştı. Zaten eşimin hareketlerinden ailesi birşeyler olduğunu anlamış ve önlemini almaya kalkışmıştı. Eşime para vermiyor, her hareketine mana buluyor ve beni tanımadan hakkımdaki fikirlerini eşime söylüyorlarmış. Eşim de benden vazgeçemeyeceğini, bu uğurda ölümü bile göze aldığını, ne pahasına olursa olsun benimle evleneceğini ailesine söylemiş. Bu işten sıyrılamayacağını anlayan ailesi beni ve ailemi tanımaya karar vermiş.

Bunun üzerine bizi tanımak için geldiler. Eşimin annesi, bize geldikten sonra eşime karşı biraz dağişmiş ama bu sefer de başka taktikler kullanmaya başlamıştı. Örneğin, benim gözümün yükseklerde olduğunu, evlenince eşimin yanında durmayacağımı, bu ve benzeri bir sürü yalanlarla eşimi benden vazgeçirmeye çalışmışlar. Tabii eşim hiçbirine itibar etmez. Bu arada benim ailem de eşimin ailesiyle geçinmemin zor olacağını bana söylediler. Ama yine de kararı bana bıraktılar. Bu olaylar olurken, ben okulu bitirdim. Eşim ise ailesiyle yaşadığı problemler sebebiyle bir sene uzatmak durumunda kaldı. Okulum bitince çalışmaya başladım. Eşim çalışmamı istemiyor, çünkü beni kaybetmekten korkuyordu. Nitekim düşüncelerinde de haklı çıktı. Herkesin düşündüğü gibi benim de evlenme çağım gelmişti. Ve gayet tabii ki herkes birilerine yakıştırmaya ve evime görücü olarak gelmeye başlamıştı. Bu arada annesi yüzünden eşimden ayrıldım. Bu olay beni çok hırpalamıştı. İstemediğim halde sevdiğimden ayrı kalmıştım. Eşimin durumunu varın siz düşünün. O da kendini çok hırpalamış, tanınmaz duruma gelmişti. Ortak arkadaşlarımız ikimize de birbirimiz hakkında haber taşıyordu. Sonuçta ikimiz de perişandık. Ayrı kaldığımız altı ay zarfında akrabalarım beni evlendirmeye karar vermiş ve görücü getireceğiz dediği insanla beni sözlemişler, bir ay zarfında da nişanlamışlardı. O kargaşada pek eşimi düşünme fırsatı bulamamıştım. Ama her ne kadar bir başkasını kabullenmiş görünsem de vicdanım, eşim ve sevgim bu yanlışı engelledi. Altı aylık ayrılıktan sonra bir kerelik görüşme bile bize yetti. Eşimin ailesi beni istese de, "istemiyor"görünüyordu. Çünkü maddi açıdan varlıklı olmalarına rağmen cimriydiler. Masraf yapmaktan korkuyorlardı. Benim bir başkasıyla nişanlı olmam ve nişanı atamamam onlar için iyi bir sebepti. Dolayısıyla bir tek yol kalıyordu, eşimle kaçmam. O zaman da masrafsız bir düğün yapmış olacaklardı. Derken, 9 Eylül 1998 tarihinde eşime kaçtım. Ailesi bu gelişmeye çok memnun olmuştu. Çünkü masraf yok, eziyet yoktu. Alelacele düğünümüzü yaptılar. Tabii bu arada herşeye eşimin annesi karar veriyor o ne derse o oluyor, hiçbir zaman bizim fikrimiz sorulmuyordu. O kadar az masrafa çıkan düğünü de yapmayacaktı ama gelecek para ve altınları düşünerek, Sakarya''nın lüks otellerinden birinde düğünümüzü yaptık.

Eşim ve ben artık herşeyin düzeleceğini sanıyor ve birbirimizi teselli ediyor, yapılanlara boyun eğiyorduk. Ama benim o eve gelin değil hizmetçi olarak alındığımı bilmiyordum. DEVAMI YARIN

ÖNE ÇIKANLAR