Av. Kezban Hatemi kimdir? 1972''de İ. Ü. Hukuk Fakültesi''nden mezun oldu. Aynı yıl Prof. Dr. Hüseyin Hatemi ile evlendi. Stajını bitirdikten sonra İstanbul Barosu''na kayıtlı serbest avukat olarak çalışmaya başladı. Hukuk alanında çeşitli makaleleri vardır. Ulusal ve uluslararası çeşitli konferans ve sempozyumlara konuşmacı olarak katılmaktadır. İslam Hukuku, İnsan Hakları, Kadın Hakları, Çocuk Hakları ve Hayvan Hakları ilgi alanıdır. 1995 yılında Ekim-Şubat ayları arasında "Elmanın Yarısı" adlı televizyon programını düzenleyerek yönetmiştir. Teknik Üniversitesi ve Darülaceze Vakfı mütevelli heyeti üyesidir. Sokak çocukları ve uyuşturucu ile mücadele için çeşitli konferans ve sempozyumlara katılmıştır. Oğlu Mehmet Ali Hatemi de aile mesleği olan hukuku seçmiş olup, eğitimini İsviçre ve İngiltere''de tamamlamıştır. Beklenen bir çocukmuşum Bürokrat bir aileden geliyorum. Memur çocuğuyum. Benim şansım aile içinde tek kız çocuğu olmamdı. Ben uzun süre beklenen bir çocukmuşum. Beş yıl sonra doğmuşum. Benden dört yıl sonra da bir erkek kardeşim oldu. Ben erkek çocuğu gibi, daha çok erkek arkadaşlarla oynayarak büyüdüm. Çok enteresandır, ailede her şeyi konuşabileceğimiz bir ortamdaydık. Böyle bir ortamda büyürseniz, kimlik ve kişiliğiniz gölgelenmiyor. Küçük yaştan beri okullardan ödüller ve derecelerle eğitim aldım. Bunda ailemin ve özellikle annemin çok katkısı vardı. Annem, yüksek tahsilli bir hanım olmadığı halde, okumaya çok önem veren, çocuk yaşta çok ciddi bir amileyat geçirdiği ve tahsili yarım kaldığı için, bu okuma aşkını bende devam ettiren bir kadındı. İnanılmaz bir özverisi ve inanılmaz bir içgüdüsü vardı. Şanslı bir evliliğim oldu Şanslı bir evliliğim oldu. Beni arkasına atmayan, bilakis toplumda ön planda yer almam için, sadece yer açmayan bunun için gayret sarfeden bir eşim oldu. Bu da benim çok önemli bir şansım. Biraz farklılığım, serbestliğim ve ataklığım bundan kaynaklanıyor. Başarıda bütün bu faktörlerin önemine dikkat çekmek istiyorum. İnsanda öz güven böyle gelişiyor. Gazetecilik de yaptım Ben daha lisedeyken Kadı Mehmet İlkokulu''na yedek öğretmen olarak gitmiştim. Okul müdürü babamın arkadaşıydı. Öğretmen doğum nedeniyle ayrılmıştı. Lise talebeleri de vekil öğretmenlik yapabiliyordu. Yine Hukuk 3. sınıfa kadar gazetecilik yaptım. Günaydın gazetesinde çalıştım. Gazetenin mutfağını çok iyi bilirim. Ve gazeteciliği de bu bakımdan çok önemli bir meslek olarak görüyorum. Tabii, hukuk çok zor bir eğitim. O nedenle gazeteciliğimi, okulun son sınıfına doğru bıraktım. Yine hukukta öğrenciyken, Eğitim Fakültesi''nde de öğrenciydim. Tarih üzerinde çalışmada bulundum. O konuda da eksikliklerimi tamamlamaya çalıştım. Yabancı okul mezunu olmadığım için, lisana çok önem verdim. British Counsel''ın bütün kurslarını bitirdim. Amerika''da burs kazandım ama, babamın yollamaması nedeniyle gitmedim. Babamın endişesi biraz da dönmeyebilirim endişesiydi. Ve ben bunu çok haklı görüyorum. Hep doğrudan yana oldum Her konuda, doğruyu söylemek için hep özel bir gayret gösterdim. Söyleyemediğim şeyler var mı? Gayet tabii ki var. Ama bunların hepsini sırası gelince söyleyeceğim ve yazacağım. Özellikle yargı alanında yapacağım. 25 senelik bir birikimim var. Ve şahıslarıyla, isimleriyle bütün bunları yapmamız lazım. O kadar kirlenmiş, kokuşmuş, tefessüh etmiş bir toplum haline geldik ki, bunu bir yerden temizlememiz lazım. Özellikle hukukun kirlenmesi ve erozyona uğraması artık en üst seviyelerde dile getiriliyor. Artık bunun daha ötesi yok. Önce hukukun üstünlüğü "Önce hukuk, hukukun üstünlüğü" diyorum. Toplumda bu bilincin yaygınlaştırılması için 25 yıldır gerçekten bir çaba veriyorum. Ve hiçbir karşılık beklemeksizin, eşim ve ben bu çabayı yapıyoruz. Çünkü bakın, hukukun bozulması başka hiçbir şeyin bozulmasına benzemez. Ve herkesin hukuka aynı derecede ihtiyacı olduğunu, hukukun soluduğumuz hava kadar önemli olduğunun bilincini topluma aşılamamız lazım. Hukukçu bir cumhurbaşkanı Hukuki erozyonun ve kirlenmenin çok yoğun olarak yaşandığı bir ortamda, Anayasa Mahkemesi gibi en yüksek bir makamın, yüksek dereceli bir hakimin, Cumhurbaşkanlığına aday gösterilmesi ve seçilmesi, şeklî anlamda çok önemli. Ama maddi anlamda Cumhurbaşkanlığı da çok önemli. Cumhurbaşkanımızın maddi anlamda da bu boşluğu dolduracağını ümit ediyoruz ama bilmiyoruz. Bekliyoruz ve göreceğiz. Henüz çok erken. Çok ciddi ve geniş kapsamlı bir yorum yapmaya hakkımız yok ve adil de olamayız. Övündüğüm tek yönüm Bir şeyimle övünürüm. Gerçekten çok çalışkan bir insanım. Yani işte, zekamdı, aklımdı, maharetimdi, bilgimdi, bunu başkaları ölçer. Ben bunlarda yetkili değilim. Ama bir şeyde iddiaylıyım. Ben çok çalışkan bir insanım. Herkes uykuda pembe rüyalar görürken, ben sabaha karşı tek başıma, duruşmaya katılmak için, başka bir şehre gitmek üzere yola çıkmışımdır. O gittiğim şehirdeki insanlar daha uyanmadan, oradaki meslektaşlarım daha iş yerine gelmeden, ben adliyede mübaşirle birlikte kapı açmışımdır. Durup dururken bir Kezban Hatemi olunmuyor. 24 saat yetmiyor bana. Başka bir güne geçiyorum. Okumaya vakit bulmak Çok okuyan bir insanım. Gece kaçta yatarsam yatayım, hangi toplantıdan veya davetten gelirsem geleyim, bir düğünden bile gelsem, yorgun bile gelsem mutlaka birbuçuk- iki saat okumadan yatmam. Eşim de benim gibidir. Okumadan yatmamak, çocuklara verilen bir bardak süt gibidir bizim için. Okumadan asla yatmayız. Biz, genelde ikişer kitap alırız. Birisi okurken o kitabı yazmak çizmek, dip notları düşmek için, diğeri de eğer değerliyse kütüphanede saklama ve muhafaza etmek için. O bakımdan kitaba dokunarak bilgiyi almak çok farklı birşey. O bir alışkanlık, o bir yaşam biçimidir. Bence bir kültürdür ve kültürümüzde vardır. Son söz olarak Her şeyden önce toplumda birey olmanın önemini anlamalı, olan bitenden sorumlu olmalıyız. Örnek vereyim. En son Galatasaray''ın üstün hizmet ödülü hak ettiğine inanmıyorum. Ha çok önemli bir şey yapabilirler. Ama, ayrıca benim ülkem fakir bir ülke. Böyle bir para verilmesini de istemiyorum. O kötü idarecilerin ayıbını mı kapayacak bu devlet? O para deprem bölgesindeki insanlara harcanmalı. Yani böyle bir lüksümüz yok bizim. Efendim diyorlar ki, biz fakir bir ülkeyiz ama Batı standartlarına göre, harcamalarımızı onlara veriyoruz. Hayır fakir ülke isek, Batı standartlarına göre kazancımız yoksa, kendi kazancımıza göre ayağımızı yorganımıza uzatacağız. Zaten sorun burdan kaynaklanıyor. Devlet de böyle idare ediliyor. Sizin inanamayacağınız bir lüks yaşıyor bu toplumda, çok küçük bir kesim. İşte adaletsizlik burdan geliyor. Oysa yeryüzünü hepimiz birlikte paylaşma bilincinde olmaylıyız. Bunları söyleyince istenmeyen adam ilan ediliyorsunuz. Umurumda değil. Sadece Allaha bir can borcum var. Belli bir seviyeye belli bir yaşa gelmişim. Hiçbir beklentim yok. Olmadı da. Onun için doğru bildiklerimi son nefesime kadar söyleyeceğim. BİR HATIRA: 82. Maddeyi teklif ediyorum Eşimin evlenme teklifini anlatayım. Hukukçu bir evlenme teklifiydi. Ben Hukuk bire başladığımda Hatemi''nin talebesiydim. Sonra bizim bölümlerimiz ayrıldı. 3. sınıfa kadar başka bir kürsüde okudum. Son sınıftaydık. Mukayeseli Hukuk Enstitüsü''ndeydik. Eşim geldi ve bana dedi ki: -Sana 82. maddeyi teklif ediyorum. Çok şaşırdım. "Anlayamadım hocam" dedim. Birden hocalığı tuttu: -Sen 82. maddeyi bilmiyor musun yoksa. Bir de orada azar işittim. Dedim ki: -Biliyorum hocam. Bu madde, "Nişanlanma evlenme vaadiyle olur" der. -O halde size bu maddeyi teklif ediyorum. Okulda son derece ciddi tanınan bir hocanın böyle söylemesiyle kütüphanede duvarlar şöyle üstüme gitti geldi. Çok afallamıştım. Heyecanla demişim ki: "-Ama hocam siz bana layık değilsiniz" "-Aa evet bakın bunu düşünmemiştim." dedi. "Ben size layık değilim" diyeceğime "Siz bana layık değilsiniz" diye bir de gaf yapmıştım. Bu gafı düzeltene kadar da öldüm. Bu anımı hiç unutmuyorum.

