Kaydet
a- | +A

Dünkü yazımızda, siz değerli anne babalara seslenmiş, çocuklarınıza karşı daha anlayışlı, daha toleranslı olmayı sakın ihmal etmeyin diye seslenmiştik. Böyle bir çağrıya neden ihtiyaç duyduk? Çünkü biz, aynı zamanda bize gelen hatıralarla toplumun nabzını tutma gibi bir şansa sahip oluyoruz. Bize gelen hatıralar, hırsızlıkların ne denli çoğaldığını, terörün ne denli azaldığını, hayat pahalılığının devam edip etmediğini, işsizliğin hangi safhada olduğunu gelen mektuplar hep haber veriyor... İşte son birkaç aydır gelen mektup, faks ve maillerde gençlerin sorunlar içinde boğuştuğunu gördük. Hepsinin ortak sorunu sevgisizlik ya da karşılıksız kalan sevgi, diğer bir adıyla sevgilisinin ihanetine uğramak üzerine... Bu sorunun temeline inildiğinde aile içi diyalog bozukluğu ön planda. Bu konuyu Cumartesi günleri yaptığım söyleşilerde psikolog uzmanlara ilettiğimde aldığım cevap yine aynıydı. Deniliyordu ki: -Özellikle metropol gibi öz denetimden uzak kentlerde, aileler çocuklarına anne baba olmaktan çok arkadaş olmak hatta sırdaş olmak zorundadırlar. Aksi halde, çocuk ya bunalıma itilmiş olur. Ya sokakta kendine bir sırdaş aramaya kalkar. Bunun her ikisi de doğru adres değildir.

İşte bu yüzden seslendik sizlere... Biliyorduk ki hiçbiriniz çocuğunuzun sizden ayrı bir dünyada yaşamasını istemezdiniz. Hele bir gece yarısı sizi terk edip gitmesini asla istemezdiniz. Tıpkı okuyacağınız iki gencin dramında olduğu gibi... İstanbul''dan Mine Ak''ın faksını yayınlıyoruz: "Her girdiğimiz ortamda, hatta yolda yürürken bile kadın erkek herkesin bakışlarını üzerimizde hissederdik. Yaşadığımız çevreye hiç de uygun olmayan giyimimizle ve güzelliğimizle herkesin ilgi odağıydık. "Biz" diyorum, çünkü ablam ve kendimden bahsediyorum. Memur bir baba ile fedakar annenin iki kızıydık. O zamanlar her ikimiz de üniversitede okuyorduk. Ellerindeki imkanın tamamını bizim eğitimimiz için kullanmış olan ailemiz, ikimizin bitmek bilmeyen isteklerine ve lüks yaşama tutkumuza cevap vermekte zorlanıyorlardı. Bunun üzerine ablam, çalışmaya başladı. Bize göre iyi de maaş alıyordu. Hem okula devam ediyor hem de çalışıyordu. Elimize geçen paranın tamamını hiç düşünmeksizin harcıyorduk.

Gitgide evde geçirdiğimiz zaman azalıyordu. Artık eve gece yarılarında ya zengin arkadaşlarımızın son model arabalarıyla ya da özel taksilerle gelir olmuştuk. Bu durum karşısında babam sürekli annemin üzerine geliyor, bizi iyi yetiştiremediğini söylüyordu. Zavallı anneciğim ise bu olaylar karşısında günden güne eriyordu. Yine geç saatlere kadar dışarıda eğlenerek geldiğimiz bir gece, artık canına tak diyen babam, bizi eve almadı. Karşıda inşaatı devam eden binada, o gece beton üzerinde sabahladık. Halimize üzüleceğimiz yerde babama kızıyorduk. Bu kızgınlık sonucu sabaha kadar kurduk kendimizi... Sabah olduğunda verdiğimiz karar, evden tamamen ayrılmak olmuştu. Fakat ertesi akşama geçici de olsa bir yer bulmalıydık. Çok geçmeden bulmuştuk da... Bir süre orada kalmak üzere bir aile dostumuzun evine gittik. Fakat ablam o akşam aniden hastalandı. Onu apar topar hastaneye kaldırdık. Ablamın hali bütün kaprislerimi yok etmişti. Çocuk olduğumu anlamıştım sanki. Hemen telefona sarıldım. Anneme sadece hastanenin adını vererek "Çabuk gelin" diyebildim. Korkudan ne yapacağımı bilmiyordum. Beklemeye başladım. Anne yüreği hiç dayanabilir mi? Babamı, zorla da olsa alıp hastaneye getirmiş. Onları karşımda görünce hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Neyse ki ablamın durumu korkulacak gibi değildi. O gece inşaatın beton zemininde yattığımız için ağır bir üşütmeydi.

Bir iki gün içinde iyileşti. Bu olay üzerine biz de eve geri döndük. Belki de ablamın hastalanması ailemizin parçalanmasını önlemiş oldu. Benim babama sarılmam, babamla aramızdaki buzları eritmeye yetmişti. Annemlere yüzlerce kez söz verdik. Çok değişeceğiz ve sizi bir daha hiç üzmeyeceğiz diye... Artık şunu çok iyi biliyorum ki, insanın anne ve babasının yerini hiçbir şey dolduramaz ve onların sevgisinin yerini hiçbir şey alamazmış. Hepinize ailenizin sıcak çatısı altında mutlu günler diliyorum.

ÖNE ÇIKANLAR