Çırağan Sarayı''nın lobisinden içeri adım atarken, çok heyecanlıydım. Çünkü yıllar boyunca filmleriyle katıla katıla güldüğümüz bir aktörü, rolünün dışında kendi kişiliğiyle görecektim. Deniz kenarındaki muhteşem sarayın muhteşem lobisi her zamanki gibi kıpır kıpırdı. Şöyle etrafa bir göz gezdirdim. Göremedim. Acaba ben mi erken gelmiştim? Saatime baktım, buluşma vaktimize üç dakika vardı. Demek ki biraz daha beklemeliydim. Tam böyle düşünürken, yanıma bir görevli yaklaştı. Yardımcı olmak istediğinde kendisine durumumu anlattım.
-Kemal Sunal beyle buluşacaktım da Hemen sol dip köşeyi işaret etti: -Kemal bey şurada oturuyorlar efendim. Orada oturan o muydu? Nasıl da görememiştim? Ama bizim bildiğimiz Kemal Sunal böyle mi otururdu? Ne kadar sessiz, ne kadar sade bir insandı. Yanına varıp kendimi tanıtınca, sanki çok önceden tanıyormuş gibi ama abartısız bir şekilde "Hoşgeldin"dedi. Hoşbeşle birlikte çaylarımızı söyledik. Gazetemizi sordu. Halimizi hatırımızı sordu. Konuşurken hiç de filmlerdeki gibi değildi. Gülümseyen çehresi aynı olmakla birlikte hayatın acımasızlığından olsa gerek rol yapmadığı zaman anlamlıydı. Sanattan söz ettik elbette. Devlet sanatçısı olup olmamak konusu vardı gündemde. Hangi kritere göre verilmişti devlet sanatçılığı ünvanı.
Hiç umursamıyordu o. Ona göre sanatçı olmak, tören eşliğinde belge almaktan öte, gönüllere girebilmekti.
Siyasetten söz ettik. Gülümsedi. Ardından hoşlanmadığını ekledi: "Ama sizin gibi dürüst insanların meclise girmesi gerekmez mi? Hem seviliyor hem tanınıyorsunuz." Deyince, umutsuzluğunu öğrendik: -Doğru ama bir iki kişinin girmesiyle olacak iş değil yani. Bizim gibi düşünen çok insanın girmesi lazım. Bizim gibi doğruları söyleyebilen, bizim gibi davranabilen insanlar girse, o zaman belki... Ama o da çok zor. Ayrıca ben orada milletvekili olarak kalamam. Açtım mı ağzımı konuşurum. Çünkü benim yapımda liderlik vasfı var. Bir işi aldım mı, o işin başına geçmek ve onu tamamlamak var. Sonra gözlerini gözlerime dikti. İşin aslını söylemek ister gibi baktı ve ekledi: "-Sana birşey söyleyeyim mi, ben belediye reisi olsam, beni gece de evde bulamazsınız. Zaten bu yüzden eşim de istemiyor. Ben öyle dikkatli bir vatandaşım ki, iyi bir oyuncu olduğum kadar, aynı zamanda iyi bir gözlemciyim... Şimdi ben semtimde hangi sokakta kaç lamba yanmıyor, biliyorum. Hangi sokağın yaya kaldırımı bozuk biliyorum. Bunları belediye reisleri de bilmiyordur. Ben o yüzden başkan olsam gece de dolaşırdım. Çok titiz adamım ben. O sorumluluğu aldığım zaman, gece gündüz çalışmam gerekirdi." "Doğruluğumdan hiçbir zaman taviz vermem" diyor ve ekliyordu. "Ben doğruyu söylüyorum" Sade vatandaş olduğunu söyleyen ve bunu her hareketinde gösteren insan, ayrılışın sürpriz oldu.
Kederli ailesine, sinema dünyasına başsağlığı, Kemal ağabeyimize de Allahtan rahmet diliyorum.

