Kaydet
a- | +A

İzmir-Kemalpaşa''dan yazan bayan okurun hatırasını yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Dağılan yuvanın ardından amcasının yanında kalan genç kız, mahalledeki bir gence aşık olur. Genç de onu sever. Bir süre mektuplaşırlar. İkisi de evlenmeye karar vermişken, genç çalışmak için İstanbul''a gideceğini söyler. Genç kız bu acıya dayanamaz ve intihara kalkışır.

"Çok acı çekiyordum. Ama benim intihara kalkışmam, her gün gözyaşı dökmem onu kararından vazgeçiremedi. O gitmişti ardına bakmadan. Ya ben ne yapacaktım? Bu acıyı, her gün gözyaşıma kattım. İki sene onun yolunu gözledim. Ne çare ki bir daha onu görmedim... Dünürlerim geliyordu. Hangi birini reddedecektim ki? Hem bu nereye kadar böyle sürecekti? Nihayetinde yakınlarımın isteği doğrultusunda birisiyle evlendim. Evlenirken de, "Kocam iyi biri çıkar da belki bu içimdeki acıyı unuturum" diye dua ettim. Günler ayları, aylar yılları kovaladı... Aradan tam kocaman on sene geçti. Bu on sene içerisinde iki tane de oğlum oldu. Ama onun kapının önünden çekip gittiği an, daha dün gibi... Eşim kötü biri miydi? Hayır. Eşim de çok iyi bir insandı. Çok kadının arayıp da bulamayacağı derecede anlayışlı bir kimseydi. Ama onun bana karşı gösterdiği ilgi dahi beni mutlu edemedi. Bu satırları yazarken elimde olmadan elim titriyor. Elimde değil, halen çok acı çekiyorum. Ve kendi kendime kaldığım zamanlarda soruyorum: "Allahım ne zaman bitecek bu çile? Bıktım artık mutsuz yaşamaktan. Çok mutsuzum..." Bu acı, bu çile beni içten içe yiyip bitiriyordu. Bir gün, 1999 Haziranının 10''unda bir gece rüyamda gördüm. Yine aynı haliyle karşımda duruyordu işte. Sabah yaşadığım hali arkadaşıma anlattım. Onun da cesaretlendirmesiyle, hayatta hiç yapmadığım bir çılgınlığı yaptım. Bende halen bulunan ağabeyinin telefonunu arayıp, hayatta olup olmadığını, durumunu sordum. Telefona çıkan yengesiydi. Bana verdiği cevap ise yüreğimi dağlıyordu: -Basri mi? Ha, Basri iyi evlendi. -Yaa, nerde şimdi? -Evinin telefonunu vereyim istersen. Kalbim yerimden fırlayacak gibiydi. Telefon numarasını nasıl yazdığımı tarif edemem. Artık zembereğimden boşalmıştım. Hiç ara vermeden, orayı aradım. İşte, o ses tam karşımda duruyordu.

Ne ben onu unutmuştum, ne de o beni. Ve birbirimize ilk sorduğumuz soru evlilikti: -Evlendin mi? -Evet. İki oğlum var. Ya sen? -Ben de evlendim. Benim de bir kızım var biri de yolda. -Allah bağışlasın. Ama sen bana çok haksızlık yaptın? -Bütün bunlar kaderdir. Boyun eğmekten başka yapacak birşeyimiz yok.

Telefonu kapatmadan önce benim evimde telefon olup olmadığını sordu. Ben de "var" dedim. Telefon numaramı istedi, kendisine verdim. Daha sonra kafama takıldı. "Yahu benden niçin telefon numaramı istedi ki?" Ve birgün o verdiğim telefondan beni aradı: -Eşin evde mi? -Yok. Ondan sonra başladı anlatmaya: "İnan halen ben de seni çok seviyorum. Daha sonra seni çok aradım ama kiminle evlendiğini, nerede oturduğunu bilmiyordum. Sana halen deliler gibi aşığım. Sen benim ilk ve son aşkımsın. İsteseydin beni bulabilirdin. Neden beni bulmadın? Bana sitem etti. "Senden hiç istemeden ayrıldım" dedi. Yarım saat konuştuk. Sonunda bana cep telefonunun numarasını verdi. Bu telefon sonrası onunla tam iki ay boyunca telefonlaştık. Allahım inanamıyordum. Çok sevdiğim aşkım, beni halen çok sevdiğini söylüyordu. Tamam da kocamı aldatmıyor muydum ben? Hem de bana karşı çok iyi davranan birini. Çocuklarımın babasını... Devamı yarın

ÖNE ÇIKANLAR