22 Nisan''dan önce yazılması gereken bir yazıydı aslında bu. Çünkü 22 Nisan "Dünya Günü 2000" olarak kutlanmaya başlanmıştı. O gün "Dünyada bir dikili fidan sahibi" olmak sorumluluğu ile herkes etkinliklere sahip olunmak için çağrılıyordu. Ama ağaç sevgisinin günü olmazdı. Hele bir çırpıda dört bir yandan yüreğimizi yakıp kavuran orman yangınlarının acısı daha geçmemişken. Böyle bir kampanya için Orman Bakanı Sayın Prof. Dr. Nami Çağan''ı kutlarken, Kenan Ünaldı beyin konuyla ilgili yine birkaç ilginç anekdotunu yayınlıyoruz. "Ne kadar isterdim ülkemden söz edilirken "Yemyeşil kenarlı masmavi" diye söylenmesini. Ne yazık ki bu hak, anasının ak sütü gibi Almanya''nındır. Almanya gezisinden dönen kardeşlerimiz, ilginç resimler de sunarak, bir gazetede izlenimlerini imrene imrene, hayranlıklarını taşıra taşıra bizlere aktarıyorlar. Köln''ü ikiye bölerek nazlı nazlı akan Ren nehri, Münih''e muhteşem bir güzellik veren İsar nehri kenarında durarak çektikleri fotoğraflara alt yazı yazmışlar. Dizilerinin başlığını da "Dünya ile yarışan sanayi ülkesi Almanya" olarak koymuşlar. Aynı zamanda bu yarışı gözleriyle de gördüklerini açıklıyorlar. Buna ne lüzum var zaten bilinmiyor mu? Bahçelievler İhlâs Koleji "Çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?" konulu öğrenciler arası bilgi yarışması düzenlemiş. Gerçi yarışmaların jürisine genelde hep medyatik olanlar davet ediliyor ama eğer ben bu yarışmanın jürisinde yer almış olsaydım oyumu "Çok gezen bilir" tezine verirdim. Zira çok okuyan, çok da bilse "Gözlerin lezzet alacağı" bilginin bilinçlendirmesi yanında bu "çok bilir"lik sönük kalmaya mahkûmdur.
Örneğin yemyeşil kenarında seyredilen masmavi Ren nehrinin, insan iliklerine işleyen izlenimini, ne kadar hünerli olursa olsun bir kalemin ucu asla veremez. Şayet çocuklarımıza bir ağaç sevgisi şuuru aşılamak istiyorsak, örneğin yemyeşil kenarıyla masmavi akan Ren nehrini seyrettirerek,
"-İşte evlâtlar! Türkiye''nizin akar sularını da, yeşil örtüyle siz de böyle yemyeşil kenarlı masmavi akıtın!" demeliyiz.
Fazlasına hacet yok; o gözlerin, alacağı bu lezzet ile isteneni ve beklenileni vereceğinden kuşkumuz olmasın. Bir ilim adamının başkanlığında Anadolu''da bir inceleme gezisi yapan heyette ben de vardım. Hoca, busbulanık akmakta olan bir su başında durarak hüzünlü hüzünlü bizlere döndü:
"Arkadaşlar," dedi. "Bir akar suya batırdığınız 25-30 santimlik bir çubuğun ucunu görebiliyorsanız, biliniz ki o ülkede yeşil örtü, her türlü müdahaleden uzak, görünen görünmeyen tüm görevlerini eksiksiz yerine getiriyor demektir. Örneğin İtalya''da bu görüntüyü bol bol görebilirsiniz. Önünüzdeki şu busbulanık akan suda ise bir santimi bile göremiyorsunuz. Tabii bunun manası açık ve seçik, demektir ki, Türkiye''de yeşil örtü, esenlik kaynağı olmaktan çıkmış güçsüz, yetersiz, kolu kanadı kırık haliyle felâketlerin felâketi erozyonun hizmetine girmiştir!" Ben Seyhan nehrinin kollarından olan Körkün ırmağının, abartma yok, senenin 365 günü busbulanık akan suyunu içme suyu olarak kullanan bir köy çocuğuyum. Bu nedenle ülkemin yemyeşil kenarlı masmavi akan akar sular ülkesi olması yolunda, Orman Bakanımız Sayın Prof. Dr. Nami Çağan''ın tüm kurum ve kuruluşlara yaptığı, (22 Nisan Dünya Günü 2000) etkinliklerinin, ülkemiz insanının heyecanını dünyaya yansıtan canlılıkla kutlanması çağrısına olanca içtenlikle uyulmasını diliyor ve Sayın Bakanımı, böyle bir heyecanın tezahürüne vesile olmasından dolayı da ayrıca tebrik ediyorum. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde "Antep''e güneş görmeden girdim" der. Bu gün ise gölge görmeden giriliyor! Demek oluyor ki mübarek yeşil örtüye karşı biz çok hoyrat davranmışız. Öyleyse hem de özür dileyerek yeşil örtümüze iade-i itibarda bulunmak boynumuzun borcu. İnşaallah tertiplenen bu etkinlikler bu iade-i itibarın bir vesilesi olur.

