"Aşk mahkumları" rumuzlu okuyucumuzun hatırasını yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Sevdiği genci, kız arkadaşlarından birinin de sevdiğini anlayan genç kız, kendi duygularını kız arkadaşının sevgisine feda ederek, gençten uzak durmaya karar verir. Benden hep yakınlık bekledi. Ama yapamazdım. İntikamım bir yana, en yakın arkadaşım da onu seviyordu. Boş bir sandal gibiydim. Ne yapacaktım nereye gidecektim bilmiyordum. Hatta kız arkadaşım üzülmesin diye bir ara antrenmanlara bile ara verdim. Ama her seferinde beni arkadaşıma sormuş, niye gelmediğimi öğrenmek istemiş. Ne yaptımsa olmadı. Ondan sürekli kaçtım.
Benden karşılık göremeyince ummadığım bir açıklamada bulundu. Sevdiği kızın ismini verdi. Hayret! Tıpkı sensin dediği kız ben değildim demek. Demek bir başka kızdı o. Onu da tanıyordum. "Olamaz!" dedim içimden. "Bu söylediğine kendi bile inanmıyor." Beni sevdiğini itiraf edemeyince bu yalana baş vurmuş olmalıydı. Artık kimi severse sevsin beni ilgilendirmiyordu. Bir akşam antrenman sonrası gazete okuyordum. Yanıma geldi. Acı çektiği her halinden belli oluyordu. Dudaklarından iki kelime döküldü: -Artık evleniyorum... Tepkimi merak ediyordu. Duymamazlıktan geldim. Konuşmaya devam etti: -Ailem, kendi akrabamız olan bir kızla evlenmemi istiyor. Beni sıkıştırıyorlar üstelik. Bahsettikleri kızı hiç görmedim. Çünkü yurt dışında yaşıyor. Ne kadar cahilce bir düşünce değil mi? Suskunluğumu bozup cevap verdim: -Hiç de cahilce değil. Evlenin inşaallah mutlu olursunuz. Böyle söylemem gerekliydi. Çünkü acı çekmesine artık dayanamıyordum. Başını ellerinin arasına aldı ve "evlenmemi gerçekten istiyor musun? Ben evlenince çok mu mutlu olacaksın?" dedi. "-Hiç şüphen olmasın" deyip oradan uzaklaştım. Artık her şeyi zamanın akışına bırakmıştım. Bir gün çalışma hocalarımızla otururken çıkıp geldi. Müjde
verir gibi nişanlandığını herkese söyledi. Şok olmuştum. Bu kadar erken davranacağını tahmin bile etmemiştim. Artık ondan intikam almam mümkün değildi. Çünkü o bir başkasına aitti. Bu duygularla yeniden uzaklaştım ondan. Hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Oysa o herşeyi anlamıştı. Birgün dedi ki: -Sen çok iyi bir kızsın. Arkadaşlarını arkalarından vurmadın. Nişanlanmamın tek sebebi sensin. Benim çizgimi belirledin. Sana minnettarım. Böyle söyleyip uzaklaştı. Ardından "Gitme dur!" diye söyleyemedim. Başım iki elim arasında "Niye böyle oldu?" diye düşündüm. Onu sevdiğimde benimle birazcık ilgilenseydi, ya da beni sevdiği zamanlarda onunla birazcık ben ilgilenseydim belki de bütün bunlar olmazdı. Artık her şey çok geçti. Olan olmuş biten bitmişti. O konuşmamızdan sonra bir daha görüşmedik.
Antrenmana gittiğim bir gün hocalarımızın elinde bir düğün kartı gördüm. Herkes bu düğünü konuşuyordu. Onun düğünüydü. Hiç üzülmeyecek ve dönüp geriye bakmayacaktım. Akşam eve geldiğinde telefonla aradı düğününe davet etti. Kendisine gelemeyeceğimi sade dille açıkladım. Düğün hediyesini de salonda hocalarımızın yanında verdim. Yanlış anlaşılmasını istemiyordum çünkü.
Ve evlendiği kızla yurt dışına gitti. Çünkü evlendiği kız orada yaşıyordu. Ben ise yaptıklarım için "vicdanım rahat" diyerek kendimi avutuyorum. Gerçi yaptıklarımdan asla pişman değilim. Duygularımın değil mantığımın esiri oldum. Aynı kişiyi sevsek de arkadaşıma ihanet edemezdim.
Kendime söz verdim. Bu yaşadıklarımı unutursam bir daha gökte yıldız aramayacağım. Şuna inanıyorum ki şarkılar yaşananların aynasıdır. Benim bu yaşantıma da Sezen Aksu''nun "Adı bende saklı" adlı şarkısını seçtim. Bundan sonra benim hayatım bitmiş demiyeceğim çünkü hayat insanı bitirir. Şöyle bir söz vardır "Hafif acılar konuşabilir ama derin acılar dilsizdir." Şimdi buradan tüm sevenlere tüm aşıklara soruyorum. Acaba bu dünyada aşk mahkumlarına af yok mu?..

