Türkiye Kadınlar Derneğine, Kadınlar Kolu Başkanına, Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızın hanımına, Sayın Rana hanıma da seslenen bir annenin mektubunu yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu anne, kadınlarımızın yardımına koşan birçok derneğin, ekrana çıkmak ya da medyada haber olmak istemeyen ev hanımlarına ulaşamadığını, oysa onların da gerçekten yardıma muhtaç olduğunu söyler. Ayrıca 17 Ağustos depremiyle birlikte durma noktasına gelen inşaat işçiliği sebebiyle, işsiz kalan inşaat kalfası kocasına iş isteyen anne, çektikleri sıkıntılardan sadece bir tanesini örnek olarak anlatır. 23 Nisan Çocuk Bayramı törenlerine katılmak isteyen üç çocuğuna rağmen annenin cebinde sadece 150 bin lira vardır. Ya çocuklar, simit ya da balon gibi birşey isterse onlara ne cevap verecektir? Bu sebeple iki çocuğunu evde kalmaya ikna eder ve büyük çocuğuyla bayram yerine yönelir. "Hani bayram ya çocukların hevesleneceği şeyleri satmak için seyyar satıcılar sokaklara dökülmüş. Elinden tuttuğum henüz 8 yaşında bir çocuk. Tutup benden bir şey almamı ister diye ödüm kopuyor. Neyse ki bir şey istemedi. Sanki çocuk halimi biliyor gibi. Ama anne yüreği dayanamadım. Hesap ettim, 100 bin liraya bir balon, kalan 50 bin liraya da çubuk kraker aldım. O kadar üzüntülüydüm ki, henüz okulun hazırlamış olduğu tören tamamlanmadan eve yöneldik. Tam kapıdan içeri giriyorduk ki komşumun çocuğu çıktı karşıma: -Teyze, annem öğle yemeğine sizi de çağırdı. Gelecekmişsiniz. -Olur yavrum, geliriz. Öyle demek zorundaydım ama gitmeyi hiç istemiyordum. Neden mi? Davete gitsem evde çocuklarım vardı. Gitmesem yine olmazdı. Çünkü bizim oralarda, bir eve uzaktan misafir geldiğinde, ona davet yemeği yaparlar. Onunla birlikte yakın komşuyu da yemeğe davet ederler. İşte bu da öyle. Yakın komşum, misafiriyle birlikte beni de yemeğe çağırmış. Sağolsun yakın olduğum için
ayırmamış.
Ama ben bir anneyim. Çocuklarımın yemediği yemek, nasıl olur da benim boğazımdan geçer? Ben nasıl yer, nasıl çiğneyip yutabilirim? O lokmalarım boğazıma dizilmez mi? Dizilir de bu kez de bu duygularını nasıl anlatırsın komşuna? Herşeyi herkese anlatabilir misin? Davetine gitmesen, belki "Beğenmedi de gelmedi" diye düşünür de ayıp olur. O bakımdan "Gelemiyorum" da diyemedim. "Çocuklarıma yedireyim öyle gideyim" dedim. Çocukları götürmem yanlış olurdu. Çaresiz, evdeki bir ekmeği çocuklarımın ellerine bölerek verdim. Yanlarına da birer bardak su koydum. Evlerimiz duvar duvaraydı, kalktım davete gittim. Sofralar konulmuş, yemekler donatılmış, "Hadi buyurun sofraya!" denilmesi kalmıştı. Ev sahibi, misafirlere tek tek "buyurun" demeye başladı. Yiyecek içecek neler vardı davette. Ama bunların hiçbiri benim evimde yoktu. Davet yemeğine değil, zehir yemeğe gitmiştim sanki. Oturduk oturmasına ama gözlerim sofradaki yemeklere takıldı. "Ayıp olmasa veya hiç bu sofradakilere görünmeden şu tabağımdaki sarmaları çocuklarımın ekmeklerinin arasına koyabilsem... Ben yemesem onlar yeseler..." diye dalıp dalıp gidiyordum. "Çocuklarım yalnız ekmek yerken ben bu yemekleri nasıl yerim?" diye içim ağlıyordu.
Israrlar üzerine tabağımdaki yemeklerden almaya başladım ama yediğim yemekten dahi haberim yoktu. Bilmem siz benim gibi düşündünüz mü hiç? "Ah şu yediklerim benim değil de çocuklarımın karnına gitse" diye iç geçirdiğiniz oldu mu?
Dokuz yıldır evliyim. 18 bayram, 8 anneler günü geçti. Gidip anamın babamın elini öpmek, birinde bile nasip olmadı, öpemedim. Durumumuz iyiyken çocuklarım küçüktü, ta Erzurum''a götüremedim. Şimdiyse imkanım yok, geçim sıkıntısıyla boğuşuyorum. Babam anam yaşlı. Durumları iyi değil. En çok isteklerimden birisi de, bir bayram nasip olsa da babamın anamın elini öpebilsem.

