Değerli arkadaşım Abdurrahman Çapar''ın kulakları çınlasın. Senayosunu yazdığı, gazetemezin de okuyucularımıza hediye ettiği teyp kasetlerinden "Ah Gurbet" isimli radyofonik oyun vardı. Çok hoş bir radyo tiyatrosuydu. Almanya''ya giden bir Türk ailesinin dramı anlatılıyordu. Baba gece gündüz ne kadar para kazanacağının derdindeydi. Ama öte yanda büyük oğlu gurbetin ağır yükünden kurtulmanın yolunu Alman arkadaşlarına benzemekte sanıyordu. Anne, oğlunun günden güne kendilerinden uzaklaştığını görüyor, bu konuda eşini uyarmak istiyordu ama başarılı olamıyordu. Annenin çaresizlik içinde bir gün para delisi eşine söylediği bir söz vardı. O veciz söz hâlâ kulaklarımda:
"Dünyada çocuk sahibi baba çok ama baba sahibi çocuk o kadar az ki..." Ülkemizde yaşanan onca bunalımın temelinde belki de babası olduğu halde babasız kalan çocukların düştüğü çaresizlik yatmakta. Üstelik böyle aileler giderek çoğalıyor. Bu acıyı yüreğinde yaşayan ya da yaşamak istemeyen babaların arayıp da bulamayacağı çok faydalı bir kitap var. Doç. Dr. Sefa Saygılı ve Pedagog Ali Çankırılı birlikte kaleme almışlar. İrtibat telefonu: (0212) 532 77 79
Çocuk eğitiminde babanın rolünü yaşanmış ilginç hatıralarla ortaya koyan "Babacığım neredesin?" isimli bu kitaptan bir minik hatıra sunuyoruz. "Bir anne telefonda dört yaşındaki kızından şöyle yakınıyordu: ''Doktor bey, bu çocuk beni deli edecek! Ne yapsam faydasız. Çok nankör bir çocuk. Onun için her fedakârlığa katlandığım, hiçbir şeyini eksik etmediğim ve onu çok sevdiğim halde beni üzmekten zevk alıyor. Çoğu zaman kendimi tutamayıp dövmek zorunda kalıyorum. Bazen, keşke onu doğurmasaydım, diyorum.'' Kendisine yardımcı olmamızı isteyen anne ve çocukla ayrı ayrı yaptığımız iki seanslık görüşmeden sonra konu açıklığa kavuştu. Anne özel bir bankada çalışıyordu. Bir sene önce kocasından ayrılmıştı. Çocuğu sabahları bankanın kreşine bırakıyor; akşamları alıyordu. Baba, mahkeme kararına göre, çocuğunu ancak hafta sonları iki saat görebiliyordu. Çocuk bu görüşmeyle yetinmiyor; annesine sık sık babasının neden eve gelmediğini soruyor; onu özlediğini söylüyordu. Anne de çocuğu babadan soğutmak için; "Baban beni sevmiyor; bizi terketti," diyor; bütün kötü huylarını sayıp döküyordu. Çocuktan aldığımız bilgiye göre, baba kızı ile beraber olduğu saatlerde hiç anneyi kötülemiyor; bilakis onun iyi bir insan olduğunu ancak buna rağmen anlaşamadıklarını söylüyordu. Anne gerçekten çocuğunu çok seviyordu. Ancak bu egoizme dayanan hastalıklı bir sevgiydi. Onu kimseyle paylaşmak istemiyordu. Boşanmanın bütün suçunu babaya yükleyerek çocuğu kendi tarafına çekeceğini zannediyordu. Halbuki çocuk baba ile beraberken çok mutluydu. Annesinden korktuğu için babaya olan sevgisini gizliyordu. Çocuk, şuuraltında kurduğu mahkemede, anneyi suçlu bulmuştu. Yaptığı yaramazlıklarla onu cezalandırıyordu. Anneye bu gerçeği anlatmamız çok zor oldu. Çocuktaki değişmenin suçunu da babaya yüklüyordu. ''Hayır, diyordu, ben bunu haketmedim! O adam beni terketmekle kalmadı; çocuğumu da benden kopardı.'' Anneyi bu çaresiz duruma düşüren onun bilgisizliğiydi. Belki de o da kötü bir insan değildi; ancak çocuk psikolojisini bilmemenin kurbanı olmuştu. Aslında hanım ile bey anlaşamasa da çocuk için anne ve baba olarak önemlidirler. Bu yüzden çocuklarını iyi yetiştirmek isteyen ve bununla ilgili tavsiye teklif eden babalara; ''İlk başta çocuğunuzun annesine saygı gösterecek, ona kıymet vereceksiniz" diyoruz. Tabii, soran anneyse bu kez babaya saygı ve kişiliğe değer verilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Anne ile baba ayrılsalar bile çocuklarına birbirlerini kötülememeliler.'' "Ben ne edeyim kardeşim. Elimden ne gelirse yapıyorum. Yemiyorum içmiyorum gece gündüz onlar için çalışıyorum, ama olmuyor işte olmuyor. Varsa ne yapmam gerektiğini bilen biri söylesin" diyorsanız bu güzel çalışma size yardımcı olacaktır sanırım.

