Kimdir ? 1949 yılında Iğdır''da doğdu. İstanbul Gazetecilik Yüksek Okulunu bitirdi. Çocukluğundan beri resme olan tutkusu onu bu mesleğe yöneltti. Bu konuda Fransa - İtalya - Macaristan -İspanya - Azerbaycan''da çalışma ve incelemeler yaptı, kurslara katıldı. Otantik değerleri bozmadan gelecek nesillere ışık tutmak amacıyla folklor öğelerini tuvaline aktardı. İlk kişisel sergisini İstanbul''da açtı. Ülkemizin çeşitli illerinde yirmiyi aşkın kişisel ve karma sergiler yaptı. Yurt içi ve dışında çeşitli ödüller aldı. 1993 yılında Polonya''da yapılan Halk oyunları yarışmasında, ülkemize dünya birinciliğini kazandırdı. Folklorculuğu resme de yansıdı. 1994 yılında Ressamlar Derneği''nin kuruluşunun 45. Yıldönümü nedeniyle düzenlenen resim yarışmasında ödül aldı. Halen Tekel Genel Müdürlüğü Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü olarak görev yapmakta ve çalışmalarını kendi atölyesinde sürdürmekte olan sanatçı, Türkiye Güzel Sanat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (GESAM), Ressamlar Derneği, Bakırköylü Sanatçılar Derneği (BASAD), Türk -Japon Dostluk Derneği, Sanatçılar ve Sanatseverler Derneği, Halkla İlişkiler Derneği ve çeşitli folklor dernekleri üyesi, evli ve iki çocuk babası. Anadolu''yu ve anatomisini tek başına yansıtabilen, yapaylıktan uzak doğal bir iletişim aracıdır baş bağlaması. Anadolu''nun bu ilginç otantik değerlerini ortaya çıkaran sanatçı Ekber Yeşilyurt, unutulmaya yüz tutmuş bir Anadolu kültürünün birçok gizini ortaya çıkartıyor. Öyle ki, araştırıyor, kurgusunu yapıyor ve enerjisini düz yüzey üzerine döküyor. Yani Türk kadın baş bağlamalarını, odaklandığı resim sanatıyla konuşturuyor. Türk kadını Anadolu''yu kendine yakışır değerlerle ifade ediyor. Onun başına taktığı her başlığın, her takının bir anlamı var. Sanatçı Ekber Yeşilyurt; Türk toplumu Anadolu''da "kızın başını bağlayalım", "çocukların başını bağladık", "başlık parasını tamamlarsak düğün olacak" deyimlerini hep kullanmıştır. Türkiye''nin her karışında hangi yöresine gidersek gidelim başlık ve baş bağlama ananelerimiz arasındadır. Hatta Anadolu''dan İç Asya''ya kadar başlık vardır, bu da "başını bağlama", "başlık parası" olarak günümüze kadar intikal etmiştir." diyor. Baş bağlama şekilleri Bebek baş bağlaması, çocuk baş bağlaması, evli kocası gurbette olan kadının baş bağlaması, gelinin baş bağlaması, boşanmış kadının baş bağlaması, kocası ölen kadının baş bağlaması, çocuklu kadının baş bağlaması, çocuğu olamayan kadının baş bağlaması, kaynanası ile arası açık olan kadının baş bağlaması, kocası ile arası açık olan kadının baş bağlaması, kaynana baş bağlaması, nene baş bağlaması hep farklı farklıdır Her baş bağlaması şeklinin ve takılarının birbirinden farklı anlamları ve mesajları vardır. Anam başka bağlar, bacım başka Asırlardır Türk kadını başını bağlar. Nenem bir başka bağlar, anam bir başka, bacım bir başka. Askerin başı bir başka bağlanır, kız tezkereyi beklesin diye. Gelininki de bir başka. Törelere göre gelin baş bağlaması törenlerle yapılır. Yeni gelinin kadın başlığı davetli kadın misafirler önünde bağlanır. Bazı yörelerde erkek tarafı altınlı başlıkla gelinin başını bağlar ve başlık gelinin şahsi eşyası olur. Başlıklardaki altınlar yeni kurulan yuvanın ekonomik desteği olur. Sıkıntılı günlerinde kadına ait başlıktaki altınlar bozdurulur, durum düzelince kadının başlık altınları tamamlanır. Gittim gezdim gördüm Şimdiye dek Anadolu''da, Isparta''dan Mardin''e, Tokat''tan Bursa''ya değin 160 baş bağlama türüne rastladım. Bu baş bağlamaların her birinin ayrı ayrı dili vardır. Herbiri değişik mesajlar dile getirir. "Türk kadını, başını değişik şekillerde bağlayarak kendi mahalline bir takım mesajlar verir. Bu iletişim, bundan 3 bin yıl önce Anadolu''da giyim kuşam başladığından beri var" Türkiye''de birçok yeri gezdim, gördüm, araştırdım ve yazdım. Anadolu''yu ve Anadolu kültürünü ayakta tutmaya çalıştım. Türkiye dışında da tam 16 ülkeyi gezdim. Diğer Türk Cumhuriyetleriyle Anadolu''daki baş bağlamaları arasındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya çıkardım. Yaptığım gezilere bağlı olarak Avrupa ülkelerinde geçmiş kültüre ait fazla çeşitlilik olmadığını gördüm. Azerbaycan''a Oğuzlu oyunu, Türklerin ilk yerleşim yerlerinden biri olan, Hazar Denizi kıyısında bulunan Azerbaycan''ın Gobustan köyünde açık hava müzesinde gezdiğim yerlerde ilk çağlardan kalma mağaralarda insanlar tarafından yapılan oynayan ve dans eden insan figürleri vardı. Ve daha birçok el ele tutuşan insan motifleri bizim halayımızı, barımızı anımsatıyordu. Oğuzlu oyunu Folklorumuzun bir parçası olan halk oyunlarımızda da renk renk giysiler ve baş bağlama şekilleri yer almıştır. Hatta bu köyde katıldığım bir düğünde giysiler, müzik, dans ve ayak figürleri bizim Gaziantep yöresinin oyunlarına benziyor. Bu oynadıkları oyunun adı "Oğuzlu" idi. Bizim baş bağlamalarımız gibi giysileri de boncuk ve çiçeklerle donatılmıştı. Çok enteresan ki bozulmamış. Zaman aşımına ve kültürel değişime rağmen otantik değerler kendini koruyabilmiş. Tüm araştırmaların ve gözlemlerim karşısında folklorculuğu ve giysileri, baş bağlamaları resim sanatıyla bütünleştirerek tuvalime aktardım. Türk kadın baş bağlamalarındaki bu ince sanat ve kültürel değerleri bilmek için de gezmek, görmek gerekiyor tabii." Takıların da dili var Başına iki dizi altın takan kadın, ailesinin maddi durumunun iyi olduğunu ifade eder. Nazara gelmesin diye mavi boncuk veya mercan takılır, bu da güzel olduğunu ifade eder. Başına sim takan kadın, "Ben taze gelinim" işaretini verir. Bunun gibi bir çok anlam taşıyan takılar mevcuttur. Bazı yörelerde baş bağlamaların örtüsüne işlemeler yapılır. Bu işlemlerin de ayrı bir dili vardır. Anadolu''da kaynanası ile arasının açık olduğunu söylemek isteyen gelin, başındaki örtüye kaynana dili çiçeğinden bir motif işler. Kocasının gözü dışarıda ise ayrı renkte iki gül işler. Aşık genç kız, sümbül çiçeği işler, sümbül mutluluğun işaretidir. Hangi kız ne takar? Mor sümbül aşık kızı, pembe sümbül nişanlı kızı, beyaz bümbül ise bağlı olduğunu işaret eder. Erik çiçeği oyasını gelinler kullanır. Kocası ile arası açık olan yeni gelin de başına biber bağları oyası işler. Genç hamile kadın başına müjde oyası, çocuğu olmayan kadın da yas oyası işler. Bolu''nun Mudurnu ilçesinde bu gelenek hâlâ sürüp gidiyor. Hatta kayınvalideler gelinlerin çeyizlerini hazırlarken, iğne oyası seçimine özen gösterirler. "Gelinim anlayışlı olsun" diye kaynanalar çeyize üzüm oyası koyar. Biber oyasını, geçimsizlik olmasın inancıyla koymazlar. Oyalar genellikle ipek veya krep kumaşa işlenir. Bunların en yaygın olanları; hercai, biber, limon, papatya, kınalı parmak, yıldız, küpe çiçeği gibi olanlarıdır. Öğretmeye hazırım Bu konuda şimdiye kadar herhangi bir kurum ya da kuruluşun yardımını görmedim. Kültür Bakanlığına yaptığım çalışmalarla birlikte bir müracaatım var. Ama aradan iki üç sene geçmesine rağmen henüz bir cevap alamadım. Çizdiğim yüzlerce kadın baş bağlama örneklerini, at başı süsleme örneklerini bir Çinli vatandaş hem de dolu dolu fiyat biçip ödeyerek almıştı. Yine bir Alman bakanın eşi özel deftere duygularını yazmış, bu tür çalışmaları kendi ülkesinde sergilemek üzere bizi Almanya''ya davet etmişti. Ben de istiyorum ki, bu bir kültürdür. Nasıl ki binlerce yıldan günümüze kadar gelmiştir, bundan sonraki kuşaklara da bir kültür mirası olarak kalsın. Dolayısıyla bu konuda ben üzerime düşen her göreve hazırım. Çizerim de yazarım da, öğretirim deÖ Yeter ki bu konuda kurum veya kuruluşlardan bir destek olsun... At, avrat, silah... Anadolu kültürünün yanı sıra üç unsuru ele aldım. Fakat resimlerimde silaha yer vermedim. Barış ve dostluktan yanayım. "Benim silahım kültür" Silah yerine Atatürk portreleri çiziyorum. Şu arkamda duran Atatürk portreleri benim tuvalimden çıkan resimlerdir. Ben kaybolmaya yüz tutmuş, otantik değerleri tuvalime aktarmaya özen gösteriyorum. Burada folklorculuk yanım devreye giriyor. Kadın başı bağlaması tamam. At başı süslemesi tamam. Ama silah konusunda Atatürk''ün "Yurtta sulh, cihanda sulh" sözünü özümsüyor, bu nedenle resimlerimde silah tercih etmiyorum.

