Sivas''tan yazan annenin hatırasına kaldığımız yerden devam ediyoruz...
Askerden gelen ikinci oğluna parasızlık sebebiyle sevdiği kızı alamayan anne, bu kez oğlunu kardeşinin kızıyla evlendirir. Kayınpeder de damada düğün hediyesi olarak cep telefonu almıştır. Ne var ki deprem sebebiyle telefonlara gelen zamlar sonucu zaten belli bir işi olmayan genç damat telefonu kullanamaz. Satmaya niyetlenirler... "Oğlum telefonu satmaya kalktı ama satamadı. O da tutmuş komşumuzun oğluna sadece hattını satmış. Yani kapı bir komşumuz. Çocuğun babasıyla benim beyim kardeş gibiler sanki. Çocuk bizim oğlandan telefon hattını aldıktan sonra, sen tut cep telefonuyla gece gündüz vakit buldukça sevdiğin kızla konuş.
Meğer oğlanın sevdiği bir kız varmış. Çocuk cep telefonuyla onunla konuşurmuş. Hatta geceleri yorganın altına gizlenir yatağın içinde saatlerce konuşurmuş. Hatta oğlanın annesi bir gün görüp sormuş bile: -Oğlum sen bu telefonu nerden aldın böyle? -Arkadaşın ya... Bu çocuk bu şekilde birkaç kişiyi daha dolandırmış meğerse. Annesi "Oğlum arkadaşın bile olsa, cep telefonuyla bu kadar konuşulur mu?" diyerek çekip de elinden almamış. Derken ertesi ay kabak bizim başımıza patlamıştı. Benim oğlanın üzerinde kayıtlı olduğu için bir telefon faturası geldi ki sormayın. Tam 530 milyon lira.
Benim çocuk faturayı alınca şaşırıp kalıyor. Doğruca çocuğun yanına gidiyor: -Oğlum bu ne fatura böyle? Sen ne yaptın? Oğlan umursamadan cevap veriyor: -Tamam abi ben konuştum ama ödeyeceğim. Borç benim yani. Eh mecburen faturayı oğlana bırakıp geliyorlar. Hiç öder mi faturayı? Keşke o günden sonra telefonu elinden alsaydık ama satmıştı güya. Hat onun değil miydi? Borcumu ödeyeceğim dediğine göre birşey demek düşmezdi. Ne yazık ki oğlan o faturayı ödemiyor. Ödemediği için otuz milyon da cezası geliyor. Bunun üzerine oğlum gidip arkadaşının annesine söylüyor. Annenin verdiği cevap: -Vermeseydin telefonunu oğlum. Zaten onu babası evden kovdu. Git söyle ona kendisi versin. Tabii çocuk gidip ağabeyinin evinde saklanıyor. "Arama beni yerim seni" kabilinden bir türlü bulunamıyor. Sabahleyin kalktım da çöp döküyordum. Baktım postacı telefon faturalarını posta kutusuna bırakıyor. Benim çocuğunkini aldım. Zarfı açıp bir baktım ki, 350 milyonluk bir fatura daha. Allahım... Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Oraya yığıldım kaldım. Oğluma dedim ki, "Hiç mi Allahtan korkmadın bu kadar konuşulur mu oğlum?" Ne bileyim tüm olanları. Oğlum bunun üzerine doğruyu söyleyince anladık herşeyi. Önceki altıyüz milyonluk faturadan hiç haberim yoktu. Yani bize gelen fatura bir milyardı. Bizim gibi insan için ölüm fermanı gibi bir şey. Mecburen durumu babasına açtık. Babasıyla gittik komşuya. Adamcağızın ayaklarına kapandık da adam ben ödemem diyor başka birşey demiyordu. "Bak komşu, çocuklar bir cahillik yapmışlar. Bunu beraber halledelim, aramız bozulmasın" dedi bizimki. Zar zor komşuların da yalvarmasıyla, 400 milyonunu ödemeyi kabul etti. Oysa o muhtaç değildi biz muhtaçtık. Bize kalan 700 milyondu. Eşten dosttan ondan bundan aldığımız paraların hepsi dolar hesabında borçtu. Yemin ediyorum, memur imtihanlarına çocuğumu gönderirken lazım olan 15 milyonu onbeş kişiden borç isteyip de denkleştirdim. Yarım puanla kaybetti. Oradan da elimiz boş döndük. İş arıyor, iş yok. Peki bu aslan gibi çocuklarımız boş boş ne yapacaklar? Dünya dolandırıcıların dünyasıymış vesselam. Bizim gibi ailelerin çocukları işsiz kalıyorlar...

