İzmir-Kemalpaşa''dan yazan bayan okurun hatırası, duygularına hakim olamayan bir insanı yansıtması bakımından enteresan. "Merhaba! Ben köşenizi her gün takip ediyorum. Bizlerin duygularına yer verdiğiniz için ayriyeten teşekkür ederim. Ben 26 yaşında mütavazı bir ev hanımıyım. Benim yazdıklarım size ilginç gelecektir ama gizli yaramı birileriyle paylaşacak kadar hoş bir duygu yok. Hatırama nereden ve nasıl başlayacağımı bilemiyorum. Ben kopmuş bir ailenin 5 çocuğundan biriydim. Anam babam ayrılınca ben kanunen babama düşmüştüm. 12 yaşımdan sonra amcamın yanında kalmaya başladım. Amcam bekardı, onun hizmetine de ben bakıyordum. O yaşta, bir kadın gibi her iş benim omuzlarımdaydı. Ev temizliğinden tutun da pazar alış verişine kadar herşeyi ben yürütüyordum 1989 yılıydı. O yıllarda Samsun''da oturuyorduk. Hayatımda bir kez aşık oldum. Bu duygu, aşkın da üstünde bir şeydi... Bizim mahalleye telefon döşemek için gelmişti. Onu ilk gördüğümde aşık oldum. Camdan bakarken onunla göz göze geldik. O andan sonra yüreğimdeki hislerimi bir türlü atamadım, atamıyorum. Diyeceksiniz ki "1989 senesini neden anlatıyorsunuz?" Okuyunca benim çok farklı bir halde olduğuma hak vereceğinizi umuyorum. Önceleri birbirimize bakıştık. Bu bakışma aylarca sürdü. Ardından ilk mektup yazma olayı... Tabii mektubu ben yazdım. Utana sıkıla, korka çekine yazdığım mektupta dedim ki: "-Sizi ilk gördüğüm günden beri seviyorum. Siz de bana karşı duygularınızı yazar mısınız?" Öyle ki, gururumu hiçe sayarak bunu yapmıştım. Çok geçmeden cevap geldi. O da bana yazmıştı: "-Ben de sizi çok seviyorum. Bana yazdığınıza çok sevindim. Ben size cesaret edip yazamadım. Çünkü sizi hep evde tek görüyordum. Dolayısıyla ben sizi yeni gelin sanıyordum. Hep temizlik yapıyordunuz. Evden de hep genç bir erkek çıkıyordu." Amcamdan söz ediyordu. Mektubunda ayrıca demişti ki: "Bana kendinden ve ailenden bahset" Ben de herşeyi olduğu gibi, yani size yazdığım gibi anlattım. O da bana yalansız bir dille ailesini anlattı. Samsun meskenlerde ağabeyiyle oturuyormuş. Aslen Trabzonlu imişler. Onbir kerdeşlermiş. Onunla bu şekilde iki sene mektuplaştık. İnanın onu deliler gibi seviyordum. Yaşadığım bütün sevgisizliğimi onunla unutmuştum. O da beni çok seviyordu ve ta ki o güne kadar. Ben 18 yaşında o da 19 yaşındaydı. Niyetimiz tabi ki evlenmekti. Birgün bir telefon açtım. Kederli bir halde dedim ki: -Ne olacak bu halimiz? Bana aynen şöyle dedi: -Ben seni gerçekten sevdim. Ama artık aramızda her şey bitti. -Neden? -Ben İstanbul''a çalışmaya gidiyorum. Gelir miyim gelemez miyim Allah bilir. O bakımdan beni unut. O an dünya başıma yıkıldı. O çekip gidecekti İstanbul''a. İyi de ben ne olacaktım? Hayatımda ilk kez ve çok ciddi olarak birine kaptırmıştım gönlümü. Onunla evlenmek yuva kurmak hayaliyle yaşamaya başlamıştım. O da iş için beni yüz üstü bırakıp İstanbul''a gidiyordu. O telefondan sonra mahalleye geldiler. Bizim evin karşısında dükkanları vardı, malzemelerini topladılar. İnanın onun gidişini izlerken çektiğim ıstırabı anlatamam. O gün elimde bir silah olsaydı kahrımdan onu da kendimi de vuracaktım. O kadar çok acı çekiyordum.
Hemen o gün üzüntümdem iki kutu uyku hapı içtim. Beni yarı baygın halde ev sahibi bulmuş. Hemen hastaneye kaldırmışlar, midemi yıkamışlar. Devamı yarın

