Bülent Gümüş''ün gönderdiği maildeki hatırayı yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yedi yıl önce bizzat bana gelerek anlatılan bir hatıra, köşemde yayınlanıp, ardından "Dövme Bayrak" adıyla TGRT''de filmi yapıldıktan yıllar sonra, herhangi bir okuyucu tarafından internette yayınlanıyor, oradan da Bülent Gümüş bu hatırayı yayınlanması dileğiyle bize gönderiyor. ABD''de doktor olarak görev yapan Ömer Musluoğlu, kolunda dövme Türk bayrağı olan bir hasta ile konuşmaya başlar. Hasta, Çanakkale savaşına İngilizler tarafından çağrılmış bir Anzak''tır. Yaşlı Anzak, o günleri anlatır. Sonra da Müslüman olmak ister. "İsmi Mr. Josef Miller olan bu yaşlı Anzak''ın isteği karşısında tüylerim diken diken oldu. Şaşırdım. Bu ani kararı nasıl vermişti? Meğer o yaşa gelinceye kadar içten içe hep düşünüyormuş da şimdiye kadar kimseye soramıyormuş.
Benim kendisiyle ilgilendiğimi, üstelik Bir Türk olduğumu öğrenince, adımdan da cesaret alarak, yüreğindeki o ideali yerine getirmek üzere söyleyivermişti. Ben de kendisine kelime-i şehadeti söylettim. Anlamını da anlattım. Hem tekrar etmeye çalışıyor hem de sevinçten çocuklar gibi ağlıyordu. O yaşadığımız hissiyatı kelimelerle anlatmam nasıl mümkün olabilir ki?
Ardından kulağıma fısıldadı: -Sizin dedeleriniz savaşta bile hakkı anmaktan geri kalmıyordu. Ben de bundan sonra yatağımda onu anacağım. Bana onların elinde olan boncuklardan getirir misin? Ne demek istediğini anlamıştım. Yaşlı bir ihtiyların arzusu olarak bir tesbih bulup getirdim. Çok sevindi. Kendisinin tedavisiyle uğraşıyorduk ama o kavuşacağı huzura çoktan kavuşmuş gibiydi. Artık hiçbir şeyden etkilenmiyor, acı sebebiyle suratını falan buruşturmuyordu.
Birgün yanına gittiğimde bana dedi ki: -Ne olur beni yalnız bırakma olur mu? -Ne gibi Ömer amca? -Ara sıra gel de o güzel dinimizi anlat bana. Sen çok güzel şeylerden söz ediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor.
-Peki Ömer amca gelirim. O günden sonra her gün yanına gittim. Her gittiğimde biraz daha eriyip tükendiğini hissediyordum. Aradan kaç gün geçti tam hatırlamıyorum. Birgün, hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum: -Doktor Ömer!.. Lütfen 217 numaralı odaya gidiniz! Dedim ki içimden, "Galiba bizim Ömer amca yolcu"
Hemen yukarı çıktım. Odasına vardım. Gördüğüm manzara aynen şöyleydi: Sağ elinde tesbih, açık duran sol kolun pazusunda da dövme Türk bayrağı, göğsünde imanı ile koskoca Anzaklı Ömer son anlarını yaşıyordu. Yanına sokuldum. Kendisine yavaş yavaş kelime-i şehadeti söylettirdim. O şekilde kucağımda ruhunu teslim etti. Gözlerimden süzülen damlalar hem sevinç hem üzüntü yaşlarıydı. Çektiği acılardan kurtulurken aynı zamanda imanla vefat etmişti. Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Hem de bize karşı silah tutan biriyken, bizi unutmamak için yaşayan bir gazi. O gazi ki, bu yüce Türk milletine ve onun şerefli ordusuna olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu.
Ne yalan söyleyeyim, koridora çıktıktan sonra çocuklar gibi ağladım." İşte Anzaklı Mr. Josef Miller olarak, Çanakkale''ye gelip Türk askeriyle savaşan, sonra gördüğü iyilik üzerine vicdan azabı çekip, bir ömür boyu bu asil milleti unutmamak için koluna dövme bayrak yaptıran ve ahir ömründe güzel dinimize kavuşan Anzaklı Ömer''in hikayesi...

