Kaydet
a- | +A

Bülent Gümüş''ün gönderdiği maildeki hatırayı yayınlamaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. Yedi yıl önce bizzat bana gelerek anlatılan bir hatıra, köşemde, ardından "Dövme Bayrak" adıyla TGRT''de film olarak yayınlandıktan yıllar sonra, herhangi bir okuyucu tarafından internette yayınlanıyor, oradan da Bülent Gümüş bu hatırayı yayınlanması dileğiyle bize gönderiyor! ABD''de doktor olarak görev yapan Ömer Musluoğlu, kolunda dövme Türk bayrağı olan bir hasta ile konuşmaya başlar. Hasta, Çanakkale savaşına İngilizler tarafından çağrılmış bir Anzak''tır. Yaşlı Anzak, o günleri anlatır: "Savaşın ne şiddetli bir şey olduğunu ben Çanakkale''de gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler, suları metrelerce yukarıya fışkırtıyordu. Gökyüzünde havai fişekler geceyi gündüze çeviriyordu. Her taarruzda bizden de Türklerden de yüzlerce genç hayatının baharında canından oluyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki o cesaret ve atılganlığı gördükçe şaşırıyorduk. Hem teknoloji hem sayı bakımından onlardan üstündük. İyi de onlar bu gücü nerden alıyorlardı? İlk anlarda İngilizlerin bize anlattığı gibi barbar olduklarından sanıyorken, sonra anladım ki bu güç kalplerindeki vatan sevgisinden geliyormuş. Bir taarruz esnasında, başımdan aldığım dipçik darbesiyle kendimden geçmişim. Gözlerimi açtığımda karşımda yabancı insanlar vardı. Bunlar Türk''tü. Ama beni niçin öldürmemişlerdi? Kendime geldiğimde dikkat ettim, üstelik benim yaramı da sarmışlar.

Bir zaman sonra baktım, kendi yiyeceklerinden ikram ediyorlar. İyi biliyordum ki onların yiyecekleri yok, ya da bitmek üzere. Ama bu haldeyken bile bana ikramda bulunuyorlardı. Dedim ki içimden, "İngilizler bizi kandırmış. Bu adamlar bize misafir gibi davranıyor. Oysa bizi çoktan öldürmeleri lazımdı. Değil öldürmek yemeklerinden veriyorlar. Yazıklar olsun bana ki böyle insanlara silah doğrultmuşum." Çok pişman oldum. Öyle pişmandım ki, vicdan azabı sardı benliğimi. Ama ne yapabilirdim ki? Günlerce bu iyiliğe bir iyilikle karşılık vermek istedim. Ama olmadı. Savaş sonrası bizi serbest bıraktılar. Memleketime dönerken sanki sevdiklerimden ayrılıyormuş gibi ağladım. Öyle iyi insanları ben ilk defa görüyordum çünkü. Günler değil aylar değil, yıllar geçse de o günleri ve o asil insanları unutmamak için işte koluma o milletin bayrağı olan "Türk bayrağını" dövme yaptırdım. Kolumda gördüğün bu dövme bayrağın sırrı bu... Ben gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o, hafızasında canlanan hatıralardan olsa gerek devam etti: -Kaderin cilvesine bakın ki, o zaman ölmek üzere iken yaralarımı iyileştirerek sıhhatime kavuşmama çaba sarf eden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde, yıllar sonra iyileşmeme çaba sarf eden yine bir Türk.

-Haklısınız? -Çok garip çook. Avustralya''dan ABD''ye gelirken bir Türkle karşılaşaçcağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar. Buna bütün kalbimle inanıyorum. Gözlerinden süzülen iki damla yaşla birlikte sordu: -Bana adınızı söyler misiniz? -Adım Ömer. Doktor Ömer. Merakla tekrar sordu: -Ne anlama geliyor? -Müslümanların ikinci halifesinin ismidir.

Uzun uzun yüzüme baktı. Birden doğrulmak istedi. Ben engel olmak istedim. Israr etti. Gözleri dolu doluydu. Dedi ki: "Benim adım Mr. Josef Miller idi. Benim adım da Ömer olsun." -Olsun. -Peki doktor, beni müslüman eder misin? Müslüman olmak zor mu? Devamı yarın

ÖNE ÇIKANLAR