Bırakın medyanın manşetlerini. Ekranların ateşe körükle giden sunucularını. Modası geçmiş siyasi demeçleri. Hepsi laf... Boyuna laf üretip duruyoruz. Oysa Türkiye''nin acilen bilgi üretmeye ihtiyacı var. Dünya milletleri bu iş için kolları sıvamış harıl harıl çalışırken, biz daha lafını bile etmiyoruz.
Birçok konuda gerçek anlamda ilmi çalışmalarda bulunan, nice holdinglere ekonomi danışmanlığı yapan Prof Dr. İbrahim Kavrakoğlu kendisiyle yaptığım söyleşide bakın neler söylüyor: "Bugün Türkiye''nin asıl olması gereken gündeminde eğitim meselesi var. Bütün dünya yeni ekonomi, yani bilgi ekonomisine geçmeye başladı. Biz bunu henüz konuşmuyoruz bile. Oysa eğitimsiz bir vatandaş kitlesiyle bilgi ekonomisine nasıl geçeceksiniz? Nasıl oluşacak bu? Bakın ihracat durma noktasına geldi. Sanayide geçen yıl, kümülatifte 500 firma zarar etti. Türkiye''de zaten sanayi yok olma aşamasına geldi.
Bizimle komşu olan Akdeniz ülkeleri var. İtalya''sı var Yunanistan''ı var. Portekiz''i var... Hepsi aldı başını gittiler. Bizden on misli zengin hale geldiler. Birçok Asya ülkesinden 30 sene daha ilerdeydik. Hatırlayın yıllar önce Kore''ye yardıma gittik. O yıllarda bizden çok ilkel haldeydiler. Şimdi hepsi bizden üç dört misli zengin haldeler. Tayland, Endonezya, Malezya hepsi...
Yani biz, günübirlik siyasal dedikodularla, kısır çekişmelerle, yapay gündemlerle kendimizi oyalıyor, sonra da kendi kendimize bakıp "İyiyiz" diyoruz ama "iyi değiliz." Dünya Bankasının raporu yayınlandı. Geçen 25 yılda Türkiye''de refah, kişi başına %1.5 artmış. Bu bence iftihar edilecek değil utanılacak bir performans.
Benim burada ortaya koyduğum veriler ve sonuçlar iktidarda kim varsa onu karalamak anlamına gelmesin. Bu bizim bugünkü değil yıllardan beri süregelen kangren olmuş bir rahatsızlığımız.
Bugünkü hükümetin enflasyonla mücadelesini elbette destekliyorum. Çünkü bir ülke otuz yıl boyunca enflasyona dayanamaz. Ama bununla beraber eğitim konusunda köklü yeniliklere gidilmesi lazım.
Bakın, "mal üretimi ve ticareti" ile "Bilgi üretimi ve ticareti" arasında nitelik ve nicelik olarak çok muazzam fark var. Örneğin, bir su bardağını ele alalım. Ben bu bardağı üretmem için, önce yatırım yapmam lazım. Ama her bardağı üretmem için, ayrıca bir de masraf etmem gerekir. Üstelik üretilen bu bardağın paylaşılması gerekirse, bardak ya sizde kalır ya bende. İkiye böldüğümüz zaman da bardak olmaktan çıkar. Bir anlamı kalmaz.
Fakat bilgi çok başka... Bilgiye bir defa yatırım yaptınız mı, ondan sonra üretmek için asla masraf açmaz size. Sonra üretilen o bilgiyi yaymak bedava gibi birşeydir.
Düşünün. Bir kitaplık malzemeyi öğreniyor, araştırıyor, buluyorsunuz. Sonra bunu bir kitaba basıyorsunuz. Milyonlara ulaşmanız mümkün oluyor. Hele bu bilgiyi bir de internete aktardınız mı milyarlarca insana bir anda ulaştırabilirsiniz.
Ama o bilgi hiç azalmaz. Paylaşmakla eksilmeyen yegane meta bilgidir. Uçsuz bucaksız görünen havayı bile paylaşsak, yarısı sizin yarısı bizim olur. Böylesi önemli bir konunun üretimi de çok farklı elbet. Örneğimizi devam ettirecek olursak, bardak üretimi için mevcut üreticileri belirler siz de kendinizi ona göre bir yerde oturtursunuz. Ama bilgi üretiminde rakipleriniz asla bilinmez. Bilgi üretiyorsanız, rakibinizi bileme şansınız sıfıra yakındır. Bilmediğiniz bir Çinli, size tıbbi konuda bilgi üretebilir ve yayabilir. Öyleyse sürekli gelişim içinde olmak gerekiyor.
İkincisi organizasyon. Mal üretiminde endüstrisini, ticaretini vs. yapmanız lazım. Bilgi organizasyonunda buna gerek yok. Siz dünyanın bir ucunda bile olabilirsiniz. Ama her an telekomünikasyon sayesinde iletişim içindesiniz. Bilgiye ulaşmada zamanın önemi artık fazla yok. Üçüncüsü insan kaynakları. Burda çok nitelikli insanlara ihtiyaç var. Yani rutin bir işi yapıp o işi iyi yapmaktan öte yeni birşeyler üretebilen insana ihtiyaç var. İşte Türkiye''nin üzerine düşmesi gereken nokta bu."

