Bir anne, Türkiye Kadınlar Derneği''ne, Kadınlar Kolu Başkanı''na, Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızın hanımına, sayın Rana hanıma da seslenen bir mektup göndermiş Hayatım Roman köşesine. Samimi bir mektup. Bir annenin çaresizliğini olanca sadeliği ama gerçekliğiyle gözler önüne seren bir mektup. Bu mektup, sadece Kadınlar Derneğine mi, yoksa daha başka kimlere bilemem. Ama vicdanı olan herkese, her yetkiliye "açık mektup" olarak algılanabilir. Çünkü söz konusu bir annedir. Ülkemizdeki, binlerce yoksul ailenin yükünü omuzlarında taşıyan binlerce annesinden yalnızca bir anne. Yazdığı da, sadece bir günlük dram. Ama bu annenin ve annelerimizin üçyüzaltmış beş günü var. Varın yaşanan çaresizliği siz hesaplayın... "Gazetelerde televizyonlarda, "Kadınlarımız için çalışıyoruz, kadınlarımıza yardımcı oluyoruz" tarzında haberler yayınlanıyor. Programlar yapılıyor. Doğrudur, inanıyorum. Ama sanki bu yardımlarınız sizlere ulaşabilenlere oluyor. Peki benim gibi televizyona çıkmak ya da gazetede haber olmak istemeyen, öte yandan telefon ve adresinizi bilmeyen, ama hayatı sıkıntı içinde geçen, gidecek yeri söyleyecek kimsesi olmayan, bütün olumsuzluklara rağmen yuvası için çırpınan, çırpındıkça çileye gömülen kadınlarımız ne yapsın? Eğer bizlere yardımcı olmakta samimi iseniz, ki buna inanıyorum, size sesleniyorum: "Türkiye Kadınlar Kolu Başkanımız, çok dardayım. 28 yaşında, geçim sıkıntısıyla boğuşan 3 çocuklu genç bir anneyim. Eşimin işlerinin ters gitmesi, bir de iyi niyetimizden yararlanıp bir takım gözü açıkların sebep olduğu olaylardan sonra her şeyimizi kaybettik. Evimiz arabamız hepsi gitti. Üstelik o olayla ilgili 2 milyardan fazla borcumuz var.
Depremden sonra işler hepten durdu. Beyim inşaatla uğraşıyordu. Şimdi günlük iş bile yok. Hiç değilse ekmeğimizi getiriyordu. Şimdi o da yok. Bakkaldan borç alıyoruz. Elektriğimiz, suyumuz hepsi üst üste yığıldı. Kiramızı kaç aydır ödeyemiyoruz. Borçlu olduğumuz insanlar, bizi daha ne kadar idare edecekler? Belki de bu ay elektriğimizi de keserler. Beyim genç, sağlıklı, iyi de bir mesleği var. İnşaat konusunda bir inşaat mühendisi kadar tecrübeli; inşaatın her bir şeyinden anlıyor, fakat işler durdurulduğu için çok zordayız. Beyim de çok üzülüyor.
Ben de çalışmak istiyorum ama çocuklarım küçük. Bakacak kimsem yok. Şöyle iş yerlerinden fason olarak evde yapılacak işler olsa, onu da yapmaya hazırım ama o konuda da bilgimiz yok. Çocuklarım ve yuvam için, hem çocuklarıma bakıp hem de yapılacak işi yapmaya hazırım. Gece uyumaz iş yapıp teslim ederim, yeter ki namuslu bir iş olsun. Beyim sürekli iş arıyor. Ama nereye gitse, "Git kardeşim işine, biz adam çıkartıyoruz, sen iş arıyorsun" diyorlar. Git gide batıyoruz. Gidecek yerimiz, söyleyecek kimsemiz yok. İstanbul''un kenar bir semtindeyiz.
Yuvamın dağılmasını istemiyorum. Onun için beyime yardımcı olmak, çocuklarımı yuvamı kurtarmak istiyorum. Bir anne olarak çaresizliğimi, geçen 23 Nisan''da yaşadığım hatıramla biraz olsun gözler önüne sermek istiyorum. Yayınlarsanız memnun olurum. 23 Nisan Pazar sabahıydı. Her çocuk gibi benim çocuklarım da istekte bulundular: -Anne 23 Nisan kutlamalarına gidelim. Benim cevabımı bile beklemeden hazırlanmaya başladılar. Üç çocuğumun en büyüğü okula gidiyor. İkincisi bu sene gidecek, en küçüğü ise bir dahaki seneye nasipse... Küçük kardeşleri de dediler ki: -Anne abimizle bizi de götür. Biz de abimin okulunda şenlikleri izleyelim. Ben de götürmek istiyordum. Fakat cebimde sadece 150 bin liram vardı. İnanın daha başka param yoktu. Düşünüyordum, "Eğer ben bunları götürürsem, orada benden anne balon al, anne bayrak al gibi birşeyler isterlerse ben ne yaparım?" Çocuktu onlar, yoktan ne anlardı. Bir şeyler bahane ederek evde kalmalarına ikna edebildim. Okula gideni hazırlayıp evden çıktık. Devamı yarın

