Yaşadığımız dünyada olup bitenlere duyarlı bir annenin, Manisa Turgutlu''dan Fatma Özbakır''ın duyguları var bugün köşemizde.
"Ben otuz yaşında, lise mezunu iki çocuk annesi bir bayanım. Eğer üzüntüden kafamı toparlayabilirsem ben de bu köşeye birkaç satır yazıyla duygularımı aktarmak istiyorum. Konuya nereden başlasam onu da bilmiyorum. Aslında hayatımı yazsam roman olur cinsinden, fakat ben daha güncel yazmak istiyorum.
Şu an televizyonda haberleri izliyorum. Acaba haberlerde izleyip de hiç mutlu olan veya içi kararmayan var mıdır bilmiyorum? Haberlerde Bosna''da bir mağarada bulunan toplu mezarlar gösteriliyor. O an yüreğim bir kere daha sızlıyor.
"Ah canlarım ah... Size nasıl kıydılar? Bunlar insan değil miydi? Hiç mi yürekleri sızlamadı? Hiç mi kalplerinde merhamet hissi kalmamış" diyorum...
Yalnızca Bosna''da mı? Dünyanın birçok yerinde binlerce mazlum insan çile ve işkence altında. İşte Çeçenistan dramı. Yalnızca bakıyor ve üzülüyoruz. "Bizim için dua edin!" haberlerini aldıkça içim yanıyor, ağlıyorum.
Geceleri kendimi savaş alanında, top güllelerinin altında çocuklarımla birlikte ağlarken, bağırırken uyanıyorum. Ter su içinde kalıyorum. Her zaman gözlerim yaşlı o Çeçen kahramanlarına dualar ediyorum.
Fakat bu kadar olay arasında bir de bakıyorum
insanlar dünyada ve çevrelerinde yaşanan bunca acı ve çileye rağmen hiçbir şey olmamış gibi vur patlasın çal oynasın içindeler. Hani bir çoğuyla kardeş ülkeydik biz? Eller, yüzlerce yıldan beri hâlâ kin ve intikam peşindeyken biz daha önümüzde cereyan eden olayları bile görmezden geliyoruz. Ya Rabbi, yoksa üzerimize ölü toprağı mı serpildi?
Geçenlerde ülkemize konser vermeye gelen şu muhteşem Rus ordusunun korosunu hatırladınız mı? O insanlar, bir tarafta Çeçen kardeşlerimizi inim inim inletirken, bir yandan gelip burada konser vererek bizleri eğlendiriyorlar (!)
Ya biz ne yapıyoruz? Biz de onların korosunu var gücümüzle alkışlıyoruz. Sanki "Ne iyi yapıyorsunuz, bildiğiniz gibi yapın!"dercesine...
Kimbilir belki ben yanlış düşünüyorum. Anlayışım sanat kabiliyetim gelişmemiş olabilir. Beni tek taraflı düşünmekle suçlayanlar çıkabilir.
Ama ben sadece bizim kardeşlerimize yapılan zulmü değil, hangi dinden, hengi dilden, hangi ırktan olursa olsun hiçbir insanın evinden barkından atılmasına, hiçbir insanın haksızlığa maruz kalmasına, hiçbir insanın çile ve işkence görmesine tahammül edemediğimi söylemek istiyorum.
Çünkü ben de bir insanım. İnsan insana şu üç günlük dünyayı asla zehir etmemeli. Unutmamalı ki kimsenin elinde bu dünyanın tapusu yok.
Ve açlığın sefaletin kol gezdiği Afrika ülkeleri... Bir tarafta o, kemikleri birbirine yapışmış, ağzına konan sinekleri bile kovmaya dermanı kalmamış garip insanlar... Diğer tarafta vur patlasın çal oynasın , "Her gece bir barda, gönlüm hovarda" diyenler...
Bu garip insanlar, bu kimselerin hiç mi hatırına gelmez?
Tüm insanlara seslenmek istiyorum. Şu yaz gününde denizlerde sere serpe serinleyenler, bir kerecik sıcağın altında kavrulan yanan insanları hatırlayın. Süt banyosu yapanlar, yavrusuna bir damla süt veremediği için göz pınarları ağlamaktan kuruyan anneleri düşünün. Har vurup harman savuranlar, "Şu fiyata gece elbisesi diktirdim" diye hava basanlar, ayağına bir çorap dahi alamayanları düşünün.
Düşünün de lütfen biraz duyarlı olun. Biraz duyarlı olalım. Herşeyi devletten beklemenin bir anlamı yok. Bizler, hiçbir ayırım yapmadan, insanlık adına birbirimize yardım edelim, düşenin elinden tutalım, ağlayanın gözyaşını silmeye gayret gösterelim.
Unutmayalım ki, bugünün bir de yarını, bu dünyanın bir de öte dünyası var. Saygılarımla."

