Kaydet
a- | +A

60''lı yılların o karışık döneminde yaşananlar yazıla yazıla bitirilemedi, bitirilemiyor. İşte "gizli belgeler", ne bileyim "perde arkası" gibi fantastik başlıklarla gizemli gösterilmeye çalışılan o netameli günler aslında yaşayanların ağzından daha bir samimi biliyor musunuz? İşte size, o hengame içerisinde ast ve üst iki Türk subayının arasında yaşananlar... İçtenlik, mertlik, karagün dostluğu, gerçek sevgi ve saygı hepsi var... Emekli tank subayı Zeki Yılmaz''a ait bu hatıra... Duyguları başlığa dahi sığmamış: "Felaketin dostluğa dönüştüğü, düşmanlık ve kabul olunan dua" diye isim vermiş. "1965 yılı Mart ayı idi. Adana Cezaevi''nde 25 subay, 1 astsubay ve 4 K.H.O. öğrencisi olmak üzere 30 kişi 21 Mayıs 1963 olaylarından hükümlü olarak cezalarımızı çekmekte, hürriyete kavuşacağımız günleri beklemekteyiz. Cezaevi çağrı cihazından bir haber duyuldu -Siyasi mahkumlardan Bnb. Ömer Tekebaş, müdüriyete gelin ziyaretçiniz var!.. Ömer Binbaşı, telaş ve heyecan ile giyinip gitti. Biraz sonra hüzün ve mutluluk karışımı bir yüz ile geri döndü: "Muhterem arkadaşlar, sayın emekli general ve Trabzon senatörü Yusuf Demirdağ, ziyaretimize gelmiş. Müdür beyin odasında bizi bekliyor, lütfen acele edelim ve hep beraber gidelim" Merak içinde alel acele giyinip gittik. Gerçekten general ünvanına layık, otoriter tavırlı ve tebessümü ile hepimizi kucaklayan bir muhterem bey ile karşılaştık.

Tanışma faslından sonra bize şöyle hitap etti: "Ben buraya gerçek oğlum Binbaşı Ömer Tekebaş''ı ziyarete gelmiştim. Kendisi o kadar değerli ve şerefli bir insan ki, onun kader arkadaşlarını da görüp tanımak, tanışmak istedim. Şimdi görüyorum ki ordumuzdan böyle şerefli ve kıymetli insanların toptan harcanması çok büyük kayıp olmuş, yazık olmuş. Fakat ümidinizi sakın kaybedip yeise yani karamsarlığa düşmeyin. İnşaallah çok yakında hürriyetinize kavuşacaksınız. Ben de şahsen bu hususta elimden geleni yapacağıma söz veriyorum." Ziyaret sonra Ömer binbaşıya sordum: -Binbaşım, siz bu generali nereden tanıyorsunuz? Hem size neden bu kadar değer veriyor? Ömer binbaşı gülerek elini omzuma koydu ve "Gel Zeki" dedi, "Sana bu ibretli hikayeyi anlatayım, zira seni severim. Sen olaylardan ders almasını bilen birisin" Anlatmaya başladı: "1958 yılının Cumhuriyet Bayramı idi. Lüleburgaz''da Zhl. Tug. Subay gazinosuna baloya gittik. Ben tank yüzbaşısıyım. Olay orada başladı. Ben ve eşim eğleneceğiz, dans edeceğiz peşin sevinç ve heyecanı içindeyiz. Akşam salonda açılış yapıldı. Tugay komutanımız Tuğ. Gnl. Yusuf Demirdağ yanında kaymakam, belediye reisi, hakim vb... eşleri ile protokol erkânı masasına oturdu. Yemek başladı; biz genç subaylar acele acele yemeklerimizi yedik, sabırsızlıkla dansın başlamasını bekliyoruz. Fakat dakikalar geçiyor, protokol masasından tek hareket gelmiyor.

Etrafa baktım, herkes yemeğini bitirmiş sabit gözlerle oraya bakıyor. Paşa ise hiç oralı değil, yanındaki misafirlerle konuşup duruyor, sohbetin biri bitince birini başlatıyor, kafasını hiç bizlerden yana çevirmiyor...

Sonunda olan oldu, ben Tug. Kurmay başkanı ile göz göze geldim. Sanki benim soran ve "Biz dansa başlayabilir miyiz komutanım?" diye sorarmış gibi bakışlarıma "evet" der gibi yaptığını hissettim. Kalkıp orkestraya işaret verdim ve açılış valsi başladı.

İlk ben, hanımımı alıp piste çıktım. Bir tur atmıştık ki müthiş bir sessizlik oldu. Müzik durmuş, Paşa ayağa kalkmış kahredici bakışlar ile beni süzüyor. Kendisine doğru döndüm. Ve salondaki sessizliği yırtan bir ses:

-Gel buraya yüzbaşı! Kimden emir ve izin aldın?!." -Sayın komutanım, sizin hoşgörünüze sığındım. "Gençler inisiyatif sahibidir, biz yaşlılar bir buçuk saattir dansı açmayı ihmal ettik, onlar medeni cesaret gösterirler" diye düşündüğünüzü kabul ederek teşebbüsü elime aldım. Ben böyle söyleyince paşa daha da hiddetlendi: -Bu küstahlığın karşılıksız kalmayacaktır!" dedi ve süratle salonu terketti.

Devamı yarın

ÖNE ÇIKANLAR