Kaydet
a- | +A

İstanbul Avcılar''dan sayın Nihat Gez''in gönderdiği hatıra, yaygın deyişle, bu ülkede tüyü bitmedik yetimlerin hakkını hortumlarken, kılı bile kıpırdamayacak kadar kalbi taşlaşmış kimselere ithaf olunur. "Her zaman ilk fırsatta sizi okurum. Bu köşede yayınlanan hatıralar, tecrübeme tecrübe katar. O genç gelinlerin dramlarını okurken ağlarım. Yardımseverlerin yardım haberlerini duydukça bahtiyar olurum. Ben de size başımdan geçen ve okuyuculara ibret olmasını dilediğim bir anımı aktaracağım. Öyle ki, sizler bu yazıyı okuduktan sonra ola ki benim gibi yapmaz, sonra benim gibi başınızı taştan taşa vurmak istemez, deyim yerindeyse gafletten uyanık olursunuz. Efendim, bendiniz emekli bir vatandaşım. Geçtiğimiz ramazan değil de bir evvelki ramazandaydı. Avcılar''da kendi çapımda bir hayır iş yapmış olmanın mutluluğuyla evime dönüyordum. Karşıma iki delikanlı çıktı. Bundan evvel de böyle gariplere rastlar gönüllerini alırdım. Bu iki delikanlının kılık kıyafetine baktığınızda inşaat işçilerine benziyorlardı. Ee bir de karşına çıkıp yardım ister gibi baktıklarında maksatlarını anlamıştım. Çünkü genelde böylesi kimseler yanınıza geldiklerinde diyorlardı ki: -Bey amca, işte köyden geldik. İnşaatlarda iş aradık bulamadık. Bize bir yemek parası ya da otel parası verebilir misin? Bu lakırtıları çok duyduğumuz için pek aldırış etmiyor, geçiştiriyordum. Bu durumu bildiğim için, onların söyleyeceklerine fırsat bırakmadan, onların söyleyeceğini ben onlara söyledim. Ama cevapları değişik oldu: -Hayır beyamca biz dilenmiyoruz, iş istiyoruz. -Evladım ben size nereden iş vereyim? Fabrikam yok, han-hamamım yok. Ben emekli bir adamım. Ardıma bakmadan yürüdüm. Zaten eve de yaklaşmıştım. Şöyle 15-20 adım kala birden içim cızz etti. Dedim ki kendi kendime: -Eyvaah ben ne yaptım? Oruçlu ağzımla, bir hayırdan dönüyorum. Dilimde tesbih, Allahı anıyorum. Kabe''yi görmüş, o mübarek yerlere yüzünü sürmüş bir insan olarak bu ilgisizliği nasıl yaparım? Böyle düşünür düşünmez, yüz geri döndüm. O yaşıma rağmen o iki gencin arkasından koşmaya başladım. Onlarla karşılaştığım yere geldiğimde nefes nefeseydim. Fakat o iki genç orada yoktu. Bu kez, daha ilerilere yürüdüm. Hem telaşlı telaşlı yürüyor, hem sağa sola bakıyor, hem de önüme gelene o iki genci tarif ederek, görüp görmediklerini soruyordum. Heyhaat!.. Ok yaydan çıkmış, kuş uçmuştu. Evet belki yardıma muhtaç olanlara Enver ağabey kadar bol yardımım olamazdı ama hiç olmazsa cebimde onlara bir yemek yemelerine yetecek kadar üç beş kuruşum vardı. Şimdi ise her aklıma gelişte masaya yumruğumu vuruyor, benim gibi bir insan bunu nasıl yapar diye kahroluyorum. Yapamadığım iyilikten dolayı o kadar pişmanım ki; şimdi onları bulsam da ellerini ayaklarını öpsem diyorum. Kendilerinden helallık dilesem diyorum. Evet, böyle duyguları kötüye kullanan, suiistimal edenler çok ama, bu iki genç böyle birileri değildi. Şimdi diyorum ki hepimiz aslında daima birer imtihan veya yeni deyimiyle sınavdayız. Fakat sınavda olduğumuzu başkalarına nasihat, öğüt olarak söyleriz de kendimizi hiç hesaba katmayız. Sanki biz sınavda değiliz. İşte bendeniz, böyle bir sınavı daha kaybetmiş olmanın üzüntüsündeyim. Sınıfta kaldım. Ve ölünceye kadar da bu ıstırapla kıvranacağım."

Biz de Nihat beyefendiyi, bu nazik duygusundan dolayı tebrik etmekle birlikte, bu ülkede daha nice Nihat beylerin olduğunu, bu kez o iki gence bir başka Nihat beyin yardım etmiş olabileceğini düşünmesini ve kendini bu kadar üzmemesini tavsiye ediyoruz.

ÖNE ÇIKANLAR