“Karakür’ümüzün umutsuzlukla yoğrulmuş topraklarından, o gün beş fidan yeşermişti.”
Hatıramı anlatmaya bugün de devam ediyorum...
Köylüler de bu çabama ortak olmuştu. Akşamları okula gelen öğrencilerime sıcak süt getiriyor, bazen evlerinde hazırladıkları börekleri ikram ediyorlardı. Bu dayanışma, beni daha da güçlendiriyordu. Öğrencilerine ücretsiz gönüllü olarak kurs veriyordum.
Sınav günleri gelip çattığında, öğrencilerimde hem bir heyecan hem de tatlı bir gerginlik vardı. Onları sınava götürmek için sabahın erken saatlerinde yola çıktık. Minibüsün içinde, sessizce dualar ediyorlardı. Gözlerinde, geleceğe dair umut ve biraz da endişe okunuyordu.
Sınav sonuçları açıklandığında, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Okula gelen ilk haberle birlikte, sevinç çığlıkları yükseldi. İnanamıyordum! Tam beş öğrencim, parasız yatılı sınavını kazanmıştı! Beş öğrenci! Bu, Karakür için bir ilkti. Köyde daha önce hiç yaşanmamış bir başarıydı bu.
Haber, kulaktan kulağa yayıldı. Köylüler, okulun bahçesine doluşmuş, sevinç gözyaşları içinde birbirlerine sarılıyorlardı. Sanki o yılın hasadı iki katına çıkmış gibi bir coşku vardı. Benim içinse bu, üç yıllık emeğimin, uykusuz gecelerimin ve inancımın en güzel meyvesiydi.
Bir öğretmenin öğrencileriyle birlikte kazandığı zaferdi... Karakür'ün tozlu yollarından, umutsuzlukla yoğrulmuş topraklarından, o gün beş fidan yeşermişti. Bu, sadece bizim değil bu köyün, köylünün, buğday gününün o kadim ruhunun, dayanışmanın ve inancın zaferiydi.
Öğrencilerimin aileleri, minnetle elime sarılıyor, dualar ediyorlardı. O an, öğretmenliğin sadece ders anlatmak olmadığını, aynı zamanda hayatlara dokunmak, umut olmak, geleceği inşa etmek olduğunu bir kez daha anladım.
O beş öğrenci, Karakür'den çıkıp farklı şehirlere, farklı okullara gittiler. Bir öğrencimin maddi durumu iyi değildi. Dönemin Şaphane Kaymakamı’na gittiğimde, Kaymakam Bey bana “hayrola Hüseyin hocam ne derdin var?” deyince. “Bir öğrencim yatılı İHL’yi kazandı ama durumu iyi değil” dedim. Kaymakam bey bir öğretmenin ilk defa bir öğrenci için geldiğini söyleyip çok memnun olduğunu söyledi, bana teşekkür etti ve gereğini yaptı. Her biri, kendi yolculuğuna başlamış, hayatlarında yepyeni bir sayfa açmışlardı. Karakür'de geçirdiğim üç yıl, hayatımın en anlamlı dönemlerinden biri oldu. O üç yıl, hayatımın en değerli hasadıydı.
Basri Güler-Emekli Başöğretmen

